GİRİŞ

Sosyolojik incelemede incelemenin temel noktası, insan ve onun oluşturduğu toplum hayatının her yönüyle bilinmesi ve açıklanmasıdır. Toplumsal yapı, insan ilişkileri, etkileşimleri ve bunların ortaya çıkardığı sonuçlardır.

Yaptığımız bu araştırma, insanoğlunun bir araya gelerek oluşturduğu ilk yerleşim şeklinin incelenmesidir. Genel şekliyle belirlenmiş yerleşme şekillerinin kendine has özelliğini ortaya çıkarmak, o yerleşmedeki toplumsal yapıyı açıklamak bu araştırmanın amacı olmuştur.

Kent nüfusunun artmasına karşın, halen büyük bir nüfusun köy-kasaba gibi yerleşmelerde yaşaması, köy-kasaba araştırmalarının önemini arttırmaktadır.

Bu araştırmada Ocaklar beldesi her yönüyle bilimsel olarak incelenmiştir. Bu sayede diğer bölgelerdeki benzer yerleşmelerle karşılaştırma olanağı sağlanmıştır.

Araştırmanın birinci bölümünde toplum ve toplumsal yapı, toplumsal değişme, kültür, köy, kent ve belde kavramlarının tanımı yapılmıştır. Aynı zamanda araştırmanın konusunu, amacını, yöntemini ve araştırmada kullanılan teknikleri içeren araştırma ile ilgili genel bilgilerde sorulmuştur. Bu sayede araştırmamıza ilişkin saptamalar daha iyi anlaşılacaktır.

İkinci bölümde, Ocaklar beldesine ilişkin genel bilgiler verildi. Tarihçe, coğrafya, iklim, bitki örtüsü, jeolojik yapı, ekonomi, nüfus yapısı ve genel görünüm açıklanmaya çalışıldı.

Üçüncü bölümde elde edilen bulgulara göre çözümlemeler yapıldı ve Ocaklar beldesine ilişkin aile yapıları, beldenin sosyoekonomik durumu ve beldedeki tutumlar açıklanmaya çalışıldı.

Dördüncü bölüm olan sonuç ve değerlendirmede ise Ocaklar beldesinin geçmişi ve şu anki durumuyla bağlantılı bir sosyolojik değerlendirme yapılmıştır.

 

 

 

 

 

 

 

 

I.BÖLÜM

ARAŞTIRMADA KULLANILAN KAVRAMLAR VE KURAMSAL ÇERÇEVE

A.     ARAŞTIRMADA KULLANILAN KAVRAMLAR

1.      TOPLUM

 

Toplum, toplum biliminin üzerinde durulduğu ve tam anlamıyla fikir birliğine varılmış genel geçer bir kavram değildir. Bu sebepten toplum kavramını açıklarken genel bir kanıya ulaşmak için farklı toplum bilimcilerin görüşlerinden yararlanacağız.

Düşünürler toplumu açıklamaya çalışırken farklı yaklaşımlar sergilemişlerdir. Toplumu, bireyler açısından ele alan Ely Chinoy’a göre toplum, “birbiriyle ilişkiler içinde ve kümelerin üyeleri olarak bir bireyler topluluğudur”.[1] Topluma işbirlikçi ve kültürel boyutta yaklaşan Özer Ozankaya ise toplumu “yaşamlarını sürdürmek, birçok temel çıkarlarını gerçekleştirmek için işbirliği yapan aynı toprak parçası üstünde birlikte yaşayan ve ortak ekini olan insanlar kümesidir” der.[2]

Oskay da ise toplum kavramı, “Toplum doğa ilişkisi doğrultusunda insan-insan etkileşiminin örgütlenmiş düzeninin ifadesi” olarak açıklanmaktadır. Toplum kavramı somut ve belirli bir bütünü ifade eder”.[3]

Başta da bahsettiğimiz gibi sosyal bilimciler Toplum kavramını açıklamada ortak bir tavır göstermemişlerdir. Buradan yola çıkarak Toplumu bir sistem olarak tanımlayan devamlılığın içsel koşullarla sağlandığını belirten Talcet Parsons Toplumu açıklarken “ uzun vadeli var olmanın temel gereklerini kendi kaynaklarından alan bir toplumsal sistem”[4] kavramını ortaya atmıştır.

Bu tanıma zıt bir açıklamada Marx’ten gelmiş, Parsons’un ahenk, bütünlük, düzen kavramlarının tersine çatışma değişim kavramıyla toplumu açıklamaya çalışmıştır. Marx’e göre toplum, “uzlaşmaz sınıfların çatışmaları sonunda belirlenen bir etkileşim süreci niteliğini taşır. Bu nedenle insanlığın tarihi aslında sınıf çatışmalarının tarihidir. Toplumu oluşturan olay, farklı sınıflar arasında çatışmalar biçiminde ortaya çıkan etkileşimlerdir”.[5]    

Belirttiğimiz bu tanımların genel geçer olmadığını söylemiştik, ancak bu tanımların birleştikleri ortak yönlerde yok değildir. Tüm bu tanımlardan sonra genel noktaları belirten Kongar toplumu şöyle açıklamaktadır. “Toplum, insan ömründen uzun yaşayan, göreli kararlılığa sahip olan ve kendi kendini devam ettiren bir insan topluluğudur”.[6] 

Bütün bu tanımlamalardan  sonra vereceğimiz sonuç şu olmalıdır. Toplum, varoluş, gelişim ,işleyiş ve yapıları bazında ve yokoluş sebepleriyle ele alındığında farklılık gösterirler. Bu farklılık toplumun heterojenliğinden kaynaklanır bu da genel bir toplum tanımının yapılmasını güçleştirir. Ancak tüm bu farklılıklara rağmen tanımların sonuçlarından yola çıkarak şöyle bir açıklama yapabiliriz. Toplum belirli ihtiyaçlar etrafında toplanan, bireyleri bünyesinde bulunduran ve bu ihtiyaçların giderilmesi için belirli kurumların oluşturulduğu birey-birey etkileşiminin yaşandığı ortak bir coğrafya ve tarihe sahip olan sosyal düzen diyebiliriz.

       2. TOPLUMSAL DEGİŞME   

Açılamaya değişme kavramı ile başlamamız yararlı alacaktır. Değişme genel anlamıyla; Bir durumdan bir başka duruma geçiş yada önceki hal ve davranıştan bir farklılaşma olarak tanımlanabilir. Tanımdan da anlaşılacağı gibi değişme yönü belirtilmemiştir yani değişme ileriye veya geriye olabilmekte bir başka değişle olumlu ve olumsuz nitelik taşıyabilmektedir. Bu bağlamda toplumların durağan bir görünüm sergilemedikleri tarihsel süreç içerisinde yapılarında gözle görülebilen değişmelerin olabileceği sabittir. Bu noktada Toplumsal Değişme kavramını açıklamaya çalışırsak; Toplumsal yapı içindeki kurumların, sosyal yapıların ve insanlar arasındaki ilişkilerin değişmesi” olarak açıklayabiliriz.

Toplumsal değişme konusu, toplum bilimcilerin üzerinde önemle durdukları ve çeşitli açıklamalar getirdikleri bir olgudur.

Bu sebepten yola çıkarak toplumsal değişme konusunda açıklama getiren toplumbilimcilerin açıklamalarına değinmekte yarar görmekteyiz. Barelson ve Steiren’e göre “toplumsal değişme yalnızca toplumun yapısındaki temel ve geniş değişimleri belirtir”.[7] Bir başka tanımda “toplumsal değişmeyi toplumun kendisi ve kurumlarında belirli bir zaman süreci içinde meydana gelen değişme olarak tanımlamaktadır.[8]

Toplumsal değişmenin kaçınılmaz olduğu ve toplumların doğasının değişmeye yönelik olduğunu söyleyebiliriz. Bu konuda Oskoy değişmeyi Toplumun ve toplumun çatısını oluşturan toplumsal yapının doğal ve kaçınılmaz niteliği olarak tanımlar. “Sosyo-ekonomik, sosyo-politik ve kültürel boyutta gerek kendi içinden doğal olarak oluşan çelişkiler, gerekse dıştan gelen etkilerin varlığı göz önünde tutulacak olursa, doğa-insan ve insanlararası ilişkilerin bir düzeni ve örgütlenmesi olan toplumsal yapının durgun olmadığı sürekli bir devinim gösterdiği yadsınamaz”[9] diyerek açıklar.

Değişmenin nedenleri konusunda farklı açıklamalar yapılmıştır. Örneğin “Toplumsal şartlar, yeni keşifler ve icatlar, kültürel değerler” toplumsal değişmenin nedenleri olarak görülmektedir.[10]

Toplum bilimciler diğer konularda da olduğu gibi değişme konusunda da farklı tanımlar ortaya koymuş, Toplumsal değişme olgusunu farklı bir biçimde açıklamaya çalışmışlar.

Bunların arasında Comte değişmeye sorunların kaynaklık ettiğini söylemiştir. Max Weber ise “Toplumdaki genel değer veya fikirler toplumsal değişmeyi hızlandırabileceği gibi bazı durumlarda engelleyebileceğini” söylemiştir. Değişmeyi “işbölümünün gelişmesine ve teknolojiye bağlayan” Durheim de değişme konusunda farklı bir görüş sunan toplum bilimcidir.

Değindiğimiz farklı görüşlerin daha açık betimlemek için değişmenin kaynaklarından bahsetmemiz gerekecektir.

Toplumsal değişmenin kaynakları iç ve dış kaynaklar olmak üzere ikiye ayrılır. Bunlar:

Dış kaynaklar:

-         Çevresel değişmeler

-         İstila

-         Kültürel temas

-         Yayılma

 

İç kaynaklar

-         Keşifler ve icatlar

-         Nüfus hareketleridir.[11]

 

Değişme sürecini maddi ve manevi kültürdeki farklılaşmayla açıklamaya çalışan Malinowsky ve Ogburn’a göre toplumsal değişmenin motifi kültürdür. Kültür canlı bir varlık özelliği gösterir. Manevi kültür, maddi kültürü geriden takip eder. Bunun sonucu olarak maddi olmayan kültüre uymaya çalışır. Fakat maddi olmayan kültürün maddi kültüre göre bu düzenlemesi zaman alır”.[12] 

Toplumsal olarak değişme en genel anlamıyla zaman süreci içinde toplumlarda görülen farklılaşma olayıdır. Bu farklılaşma toplumsal yapıdaki insanlar arasındaki tutum, davranış ve inançlardaki farklılaşmadır.[13]

Kısaca toplumsal değişmeyi “toplumların yapısındaki farklılaşma ve başkalaşma”[14] olarak tanımlayabiliriz.

      3. TOPLUMSAL YAPI

Toplumsal yapı kavramı üzerinde toplumbilimciler ortak bir tanım üzerinde birleşmemişlerdir. Yapıyı bireyler arası yapısal ilişkiler bütünü ele alan toplumbilimcilerin yanında yapıyı toplumsal küme ve kurumlardan oluştuğunu söyleyen tanımlarda olmuştur. Yapı kavramı genel anlamıyla bir bütünlüğü ve düzeni ifade eder.

Toplum bilimsel açıdan bakıldığında toplumsal yapı; “bir topluluğun toplumsal düzeni, kuruluşu, kuruluşun işleyişi ve bir takım görevleri yerine getiriş yoludur”[15] denilebilir.

Toplumsal yapı kavramını sürekli ve örgütlü ilişkiler için kullanmak gerektiğini savunan ifadelerde bulunmaktadır. Örneğin M. Ginsberg Toplumsal yapıyı “Toplumu oluşturan temel grupların ve kurumların meydana getirdiği bir kompleks olarak anlamaktadır”.[16]

Toplumsal yapıyı “Aktörlerin toplumsal etkileşimlerinin kalıplaşmış sistemi” olarak algılayan T. Parsons yapıyı “Roller, birliktelikler, normlar ve değerler kümesi olarak yani normatif kültürün örgütlenmiş ve istikrar gösteren bir örüntüsü”[17] olarak açıklar.

Toplumsal yapının önemi, Toplumdaki ilişkilerin bir düzen içinde işleyebilmesi durumunda kendini belli eder. Sağlam temellere oturmuş bir toplumsal yapıyla toplumda tutarlılık ve denge sağlanabilir. Aksi durumlarda denge kaybolur ve sorunlar zinciri kendini gösterir.

Orhan Hançerlioğlu toplumsal yapıyı üretim biçimi ile açıklar. Ona göre toplumsal yapı: “Toplumsal ilişkilerin bütünüdür”.[18]

Bu ilişkilerin ekonomik kaynaklı olduğunu ve onun etrafında gerçekleştiğini savunan fikirler de vardır. Örneğin: “Toplumsal ilişkilerin tümü temel ilişki olan ekonomik ilişkilerde belirmektedir”.[19]

Aktardığımız bu farklı toplumsal yapı kavramlarını en genel anlamda ifade edecek olursak; “toplumsal yapı bireyler arasındaki kurumlaşmış ilişkiler bütünüdür. Diğer bir deyişle en küçük bir toplumsal birim olan bireyler arasında birlikte yaşamanın gerektirdiği işlevleri yerine getirmek üzere kurumlaşmış ilişkilerin sistemli ve uyumlu birliğidir”.[20]

Bu bağlamda toplumsal yapı toplumu meydana getiren temel öğeleri , bu öğelerin toplum içindeki yerlerini ve aralarındaki ilişkileri ve işleyişlerindeki düzenlilikleri anlatır.

Bu tanım ışığında Toplumsal yapının düzenliliğinden ve bu düzenliliği sağlayan öğelerin karşılıklı etkileşiminden söz edebiliriz.

Toplumun yapısı ile toplum içindeki örgütler arasında ilişki söz konusudur. Yapı belli bir düzenliliği gösteren insan ilişkileridir.

 

4.   KÜLTÜR

 

Sosyal bilimlerde temel araştırma konularından biride kültürdür. Diğer kavramlarda olduğu gibi kültür konusunda da tüm sosyal bilimcilerin üzerinde anlaştığı bir tanıma ulaşılamamıştır. Bunun sebebi sosyal bilimlerin konusunun toplum olması ve kültüründe toplumla ilgili olan her şeyi içine almasıdır.

Bu sebepten kültür konusunda açıklama yapan belli başlı sistemli tanımlara yer vereceğiz. Kültür, bir toplumun ya da bütün toplumların birikimli uygarlığıdır. Kültür, belli bir toplumun kendisidir. Kültür, bir dizi sosyal süreçlerin bileşkesidir. Kültür bir insan ve toplum teorisidir.[21] 

Kültür toplumun sahip olduğu tüm öğe değer ve motifleri barındırdığı için bilim dalları kültürü farklı bakış açılarıyla açıklama yoluna gitmişlerdir. Örneğin “Kültürü varlığımızın yapısını belirleyen sosyal süreçle öğrendiğimiz uygulama ve inançların, maddi ve manevi öğelerin birliğidir diyerek onu sosyal miras ve gelenekler birliği olarak açıklayanların yanında Morgvet ve Linton, hayat veya toplum biçimi olarak, “kültür, bir toplumun bütün hayat biçimidir. Kültür bir grubun yaşama biçimidir[22] der. Kültüre “sosyal ve kültürel evrendeki açık seçik eylemlerin ve araçların ortaya koyduğu nesnelleştirdiği anlamlar, değerler ve kurallar olarak bakan Srokin, bunların etkileşimi ve ilişkilerini bütünleşmiş ve bütünleşmemiş gruplar olarak ikiye ayırır.[23]    

Kültürü öğrenilen ve kuşaklara aktarılan bir bilgi birikimi olarak açıklayan Tanzer’de “kültürün toplumsal olarak öğrenilen ve aynı yoldan yeni kuşaklara aşılanan davranış örüntüleri ya da kalıplarıdır”.[24] şeklinde açıklamıştır.

Kültürün diğer bir özelliğini açıklayan Toylor ise “Kültür, bir toplumun üyesi olarak, insanoğlunun öğrendiği bilgi, sanat, gelenek görenek v.b yetenek, beceri ve alışkanlıkları içine alan karmaşık bir bütündür”[25]diyerek Tanzer’e yakın bir açıklama yapmıştır.

Kültürün yayılma yolunu açıklamaya çalışan ve her kültürün ait olduğu toplumda geçerli olduğunu söyleyen Özkalp kültürün “insanların kullandıkları dil sayesinde yayılıp geliştiğini, her toplumun farklı düşünce kalıbının olduğunu ve bu kalıbın yaşadığı toplum içinde önemli ve geçerli olduğunu söylemiştir.

Bu tanımlardan sonra kültürün herkesçe kabul edilmiş özelliklerinden bahsetmekte yarar var.

 

Kültür:

-         Sonradan öğrenilen bir olgu olduğundan öğrenilir.

-         Yeni kuşaklara aktarıldığından kültür süreklidir.

-         Doğduğu toplumun özelliklerini yansıttığından toplumsaldır.

-         İdeal davranışları belirlediğinden sistemleşmiştir.

-         Değişebilme özelliği vardır.

-         Bütünleştirici özelliği vardır.

-         Bütünüyle maddi, gözlenebilir olmadığından soyutlaşmıştır.[26]

          5. KÖY

En genel anlamla kasabaya göre daha küçük olan yerleşim birimidir. Daha küçük olmaktan kasıt: nüfus, mekan, doğum oranı, nüfus hareketliliği, üretim, tüketim gibi olgulardır.

Köyün bir bütünlük olduğunu ve toplumu oluşturan öğe olduğunu belirtmek köy kavramını açıklamada yararlı olacaktır. Bu bağlamda köy ile ilgili bir çok tanım yapılmıştır. Örneğin “Halkı belli bir toprak bütününü işleyen kır yerleşmesi düzeninde konutlar topluluğudur”.[27]

1924 tarihli köy kanununun 1. ve 2. maddeleri köyü şu şekilde tanımlamaktadır.

“Nüfusu 2 binden aşağı yurtlara köy” denir.

Bu açıklama ülkemizde köy ayırımı yapmada nüfus kriterini oluşturmaktadır.

Bir başka tanım da köyün yapısal özelliklerini açıklamaktadır. Buna göre; “Cami, mektep, otlak, yaylak, bataklık gibi ortak malları bulunan toplu ya da dağınık evlerde oturan insanlar bağ, bahçe ve tarlalarıyla birlikte bir köy teşkil eder”.[28]

Ozankaya ise köyü “geleneksel biçimleriyle genellikle tarımla uğraşan, içinde bulunduğu toplumun bütünlüğü ile ortak çıkarı az olan ve sınırlı ölçüde eşgüdülmüş bulunan; birbirleri karşısında güçlü özerklik eğilimleri gösteren; toplumsal çevreden çok doğal çevre ile yoğun ilişkilerde bulunan birkaç düzine ile birkaç yüz arasında değişen sayıda hanelerden kurulu, belli bir özenle korunan sınırları bulunan topluluklardır”[29] olarak açıklar.

Bir başka tanımda köyün kentsel yapılardan farklılıkları belirtilmiş. “Yönetim durumu, toplumsal ve ekonomik özellikleri veya nüfusun yoğunluğu yönünden şehirlerden ayırt edilir.

Genellikle tarımsal alanda çalışmak gibi işlevleri belirlenen, konutları ve öteki yapıları,bu hayatı yansıtan yerleşme biçimidir.[30]

Köysel yapılar bütün ülkelerde farklı nitelik göstermektedirler. Bu sebeple ortak evrensel bir tanım yapmak güçtür ancak bu tanımlar ışığında genel bir sosyolojik tanım yapmak gerekirse, “köyler genellikle tarımla uğraşan, içinde bulundukları toplum bütünlüğüyle ortak çıkarları az olan ve sınırlı ölçüde eşgüdülmüş bulunan birbirleri karşısında güçlü özerklik eğilimleri gösteren toplumsal çevreden çok doğal çevre ile yoğun ilişkiler içinde bulunan birkaç düzine ile birkaç yüz arasında değişen sayıda hanelerden kurulu, belli bir özenle korunan sınırları bulunan topluluklardır.  

 6. KENT

             Çağımızda egemen yerleşme biçimi olan kent, tarihsel süreçte insan ilişkilerinin, yaşandığı fiziksel bir boyutudur. Kent oluşumları ülkelerin tarihsel,kültürel gelişimleriyle paralellik göstermiş, bu yüzden kent oluşum şekilleri ülkelerden ülkelere farklılık göstermiştir.

Kent tanımı konusunda, kent bilimciler,  iktisat bilimcileri ve sosyal bilimciler kendi bakış açıları ışığında açıklamalar getirmiştir. Örneğin “kent, tarım dışı etkinliklere, özellikle sanayii ve hizmet çalışmalarına dayalı, nüfusu on binden daha fazla olan yerleşme yerlerine denir”.[31] Bunun yanından şehir tanımlarını en genelleştirici bir anlatımla “Tarım dışı ve tarımsal tüm üretimin denetlendiği, dağıtımın kordine edildiği, ekonomisi bunu destekleyecek şekilde, tarım dışı üretime dayalı bulunan, teknolojik gelişiminin beraberinde getirdiği nüfus büyüklüğüne, yoğunluğuna varmış toplumsal heterojenlik ve entegrasyon düzeyi yükselmiş, karmaşık ve mekanik bir mekanizmanın sürekli olarak işlediği bir insan yerleşmesidir.[32]

Kent toplumu hakkında görüşleri ile önemli bir diğer toplum bilimci de Lois WHIRTH’dır. Whirth kentin özel bir toplumsal organizasyon biçimi olduğunu söyler. Bu tür organizasyon Whirth’e göre nispeten büyük, yoğun, toplumsal açıdan farklılık gösteren bireylerin devamlı oturdukları bir yerleşim biçimidir. [33]

2. BELDE

Nüfus bakımından köyden daha fazla ilçeden daha az olan yerleşmelere verilen addır. Nüfusu 2000’in üzerinde olan yerleşmelere denir.

Belde’de ayrıca daha önce bağlı olduğu belediye teşkilatından bağımsız başka bir belediye teşkilatı bulunmaktadır. İdari olarak bağlı olduğu kaymakamlık bağlı olduğu eski kaymakamlık olup yönetsel işleri kendi içinde bağımsız olan belediye teşkilatı yapmaktadır. Belediye encümen meclisi ve hizmet alanları bulunan beldelerde bu meclis yapılacak icraatlarda kendi meclislerine sorumludurlar.

B. ARAŞTIRMA İLE İLGİLİ GENEL BİLGİLER

1.      ARAŞTIRMANIN KONUSU

Sosyolojinin ilgilendiği konu toplumdur yani toplumun sahip olduğu yapıdır. Toplum bünyesinde barındırdığı parçalarla oluşmaktadır. Bu parçalar toplumu açıklamada bizlere anahtar olacak ve bakış açımızı oluşturacaktır.

Bu sebepten dolayı bu parçaların açıklanması toplum içindeki yerini ve bu parçaları oluşturan öğelerin ilişkileri, alışkanlıkları, yaşam şekilleri, inançları ortaya konulmalıdır.

Bu araştırmada toplumun bir parçası olan kır olgusu, bir örneklem alınarak açıklanmaya çalışılmıştır.

Yukarıda saydığımız nedenlerden dolayı araştırma konusu olarak Balıkesir ilinin Erdek İlçesine bağlı Ocaklar beldesinin monografisi seçilmiştir.

 

2.      ARAŞTIRMANIN AMACI

Balıkesir Erdek İlçesine bağlı Ocaklar beldesinde monografi araştırması yapmaktır.

Bu çalışma ile daha önce araştırması yapılan beldelerle karşılaştırma imkanı sağlanacak ve Ocaklar beldesinin toplumsal değişim sürecine bağlı olarak sosyo-ekonomik ve kültürel yapısı incelenecektir.

Araştırma yapılan beldede ekonomik etkinlikler, üretim, tüketim eğilimleri, nüfus yapısı, aile yapısı, eğitim durumu ve çevreyle olan ilişkisi ortaya konmuştur.

 

3.      ARAŞTIRMANIN YÖNTEMİ

Yöntem: Sonuca ulaşmak amacıyla izlenen sistematik yol anlamındadır.

Bu araştırmada bilimsel yöntem kullanılarak Beldenin yapısı anlaşılmaya çalışılmıştır. Bu çalışmada yapısal-işlevsel yaklaşım kullanılmıştır.

Yapısal işlevsel yaklaşım: toplumun birbiriyle uyumlu, ahenkli ve birbirine bağlı öğelerden her birinin bir görevi olduğunu, bu fonksiyonların yapılardan önce çıktığını savunan yaklaşımdır.

Araştırmada kullanılacak veriler anket sorularının konu alanındaki bireylere sorulmasıyla elde edildikten sonra çıkarmasalar da bulunulması ve bunların test edilerek ispatlanmasından sonra genellemelere gidilmiştir. İşte izlenen bu süreç bilimsel bir araştırmada izlenen bilimsel yöntemdir.

 

4.      ARAŞTIRMADA KULLANILAN TEKNİKLER

Araştırmayla ilgili olarak kaynak taraması çalışması yapılmış ve araştırmanın kavramsal bölümü oluşturulmuştur.

Veri elde etmek amacıyla daha önceden hazırlanmış anket soruları kullanılmıştır. Beldeye bizzat gidilerek gözlemin yanı sıra beldeye yönelik söyleşi yapılmıştır. Dört gün süren, anket sorularının hane reislerine sorulması işlemi üç kişiyle yapılmıştır.

Ocaklar beldesinin hane reisleri araştırmanın evrenini oluşturmaktadır. Beldede kış aylarında 500 hane bulunmaktadır. 100 haneye sorular yöneltilmiş. Böylece evrenin %20 sine anket uygulanmıştır. Daha sonra bu sonuçlar değerlendirilerek genellemelere gidilmiştir ve sonuç olarak belde hakkındaki olgusal gerçeklere varılmıştır.

 

 

 

 

 

 

 

 

 

              II. BÖLÜM

BELDE HAKKINDA GENEL BİLGİLER

1.      BELDENİN TARİHİ

Ocaklar M.Ö 8.yy’a kadar dayanır. Bölgenin ilk sakinleri Misialılar, Frigyalılar ve Dolianlar’dır. Bölge daha sonra Dolianların kralı Kizikos’un adı ile anılmaya başlanır. Kral Kizikos kendi adını taşıyan şehri, Hz. İbrahim peygamberden 140 sene sonra kurduğunu tarihçi Eusebius’tan öğreniyoruz. Şehrin kalıntılarını gezen turistler kral Kizikos’un mezarının olması muhtemel olan tümülüsüde görebilirler. Kral Kizikos’un ölümünden sonra Miletos’lar ve Persler’in eline geçen bölge M.Ö 5.yy kadar İyon isyanlarıyla hırpalanmıştır. Büyük İskender zamanında pasif konumda kalan Kizikos şehri Romalılar zamanında bilhassa Sezer Augustus ve Tiberus dönemlerinde epey ilgi çekmiştir. 324 yılından 1072 yılına kadar Bizanslıların elinde kalan bölge, Selçukluların adil ve hoşgörülü tutumlarıyla kendiliğinden el değiştirmiştir. 1261 yılından itibaren Türk beylikleri bölgede varlığını hissettirmeye başlamıştır. 1303 yılında Katalanlar’ın yarımadaya yaptıkları baskında Keresi beyliğinden 500 askerin öldürülmesi ve Arteki sakinlerine yaptıkları zulüm, dönemin kara sayfalarıdır. 1339 yılında Süleyman Şah tarafından feth edilen Kapıdağ’ı yarımadası Osmanlı Devleti’nin Avrupa’ya geçmesine zemin hazırlamıştır. Daha sonraları Galata Kazası’na bağlanan Kapıdağ, 1851’de Manisa vilayeti’nin Karesi sancağına, 1870 yılında Erdek kazasına bağlanmıştır. 1928’de Balıkesir ili Erdek ilçesi sınırları içinde kalan Kapıdağ Yarımadası’nın köylerinin en güzeli olan Ocaklar Beldesi’nin yakın tarihinde de ilginç olaylar olmuştur. Kurtuluş Savaşı’nda 7 km. ilerideki Narlı Köyü’nü basmak isteyen Rum çeteleriyle yapılan şiddetli çatışmaların izlerini görmek birkaç yıl öncesine kadar görmek mümkündü. Merhum Yavuz Ahmet’in evinin önündeki denizden çıkarılan mermi çekirdekleri bu olaya en güzel delildir.

18 Eylül 1922’de Halit Paşa komutasındaki Türk Birlikleri Erdek’e girerken, büyük bir telaşla kaçan yerli Rumların yakıp yıktığı yerler arasında, o zamanki ismi Gonia olan Ocaklar da vardı. İki sene kadar ıssız ve viran kalan Ocaklar 1924 yılının Temmuz ayında 90 ailenin buraya yerleşmesiyle ıssız günlerini geride bırakır. Mübadele ile Selanik’in Yartikap, Vadina, Karacaova gibi kasabalarından gelen ilk sakinlerinden sonra 1929 yılında Saraybosna ve Bihaç’tan gelenlere ek olarak sonraki yıllarda Romanya, Sivas, Bayburt, Ağrı, Trabzon ve daha birçok yerden gelen nüfusun eklenmesiyle Ocaklar’ın çekirdek nüfusu oluşmuştur. 18 Nisan 1999 seçimleriyle belediye teşkilatı kurulup Ocaklar beldesi adı değişmiştir. 

            2.BELDENİN COĞRAFYASI

Kapıdağ yarımadasının batı sahilinde yer alan OCAKLAR’ın kuzeyinde 774 m yüksekliğinde Yataktepe, doğusunda Kurukayatepe, Dikilitaş, Dumanlıtepe, Kaletepe ve Çiftçınar, güneyinde Tunbatepe bulunur. Denize dökülen turluk ve kirazlı derelerinin yaz mevsiminde suları oldukça azalır. Kumla kaplı 3 km sahili sığ ve sakin denizi ile OCAKLAR doğal güzellikleriyle ön plandadır. İki köşeli sahili bize eski isminin anlamını da ele veriyor, köşe anlamına gelen (Gönye) gonia Türkçe’de Konya’ya dönüşmüş daha sonraları çevrede bulunan granit taş ocaklarına izafeten OCAKLAR denilmiştir.

3. BELDENİN İKLİMİ

Ocaklar’da yıllık ortalama sıcaklık 15 C° civarındadır, en sıcak ay Temmuz 25 C° civarındadır, gündüz sıcaklık zaman zaman 30 C° çıkar. Aşırı sıcakların fazla olmaması OCAKLAR’ın yaşanacak ideal yerler arasına sokar. Hakim rüzgar poyrazdır, bu yüzden deniz kıyıda oldukça sakindir. Nem oranı yıllık %50’i civarındadır. Yağış en fazla kış mevsiminde yağmur olarak düşer. Yaz mevsiminde düşen yağış oranı %8 dir. Kar yağışı oldukça azdır. Sonuç olarak; ılık akdeniz iklimi bölgeye hakimdir.

            4.BELDENİN BİTKİ ÖRTÜSÜ

OCAKLAR’ın iklim özelliklerinden dolayı 300 m kadar fundalık, ağaçlık göze çarpar. 300 m’den sonra gür ormanlık, bölgenin bir başka özelliğidir.  Her sene çıkan orman yangınları ne yazık ki tatil için gelenlerin ihmalinden çıkmaktadır. Ovada zeytin ağaçları vardır, yer yer yamaçlarda da zeytin ağacı bulunmaktadır. Diğer ağaç türleri ise meşe, çınar, karaçam, ıhlamur, kayın, defne, dişbukak ve kavaktır.

             5. BELDENİN JEOLOJİK YAPISI

Kapıdağ Yarımadası’nın batısındaki batı granit masifi (İhsan Ketin 1946) Ocaklar graniti ile anılır. Kuvarsdiyarit, grannodiorit bileşimli orta iri taneli granitte mineral olarak kuarz, plajiyeklas ve mika bulunur. Tumba tepesi tamamen telkşistlerden oluşmuştur. Ocaklar ovası verimli alivyonlarla kaplıdır, mikalı ince taneli kumsalı Ocaklar’ın en önemli özelliklerindendir.

 

6. BELDENİN EKONOMİSİ

OCAKLAR’ın ekonomisi oldukça canlıdır. Beldede üç fırın, on market, kahveler, çay bahçeleri, restoranlar, lokantalar, tamirciler, balıkçılar ve daha birçok işyerleri vardır. Hemen hemen bütün evler yazın pansiyon olarak hizmet verirler. Ayrıca sahil şeridinde lüks oteller vardır.

Civardaki granit taş ocakları birçok kişiye iş olanakları sağlamaktadır. Yeni kurulan tavuk çiftlikleri geleceğe dönük umutlar beslemektedir.

Aslında zeytin tarımı ekonominin bel kemiğidir. Yukarıdaki bütün iş kolları zeytine endekslidir.

 Çalışanların ekonomik etkiliklere göre dağılımı öncelikle turizm amaçlı ticaret ve hizmet vektörüdür. Ekonomik faaliyetler genellikle Haziran-Eylül ayları arasında canlılık kazanmakta, deniz mevsimi tamamlandıktan sonra, birçok eğlence yeri, lokanta ve ticarethaneler kapatılmaktadır. Yılın diğer aylarına bölgede kalan yerel halk zeytincilikle uğraşmaktadır.

7. BELDENİN NÜFUS YAPISI

Ocakların nüfusu 1999 yılı sağlık ocağı verilerine göre 2117 kişi ve hane sayısı 483’tür. Ocaklarda nüfus 1970-90 yılları arasında durağan bir seyir göstermiştir. 1990 yılından sonra 18. madde uygulaması ve sahil yerleşmesi olmasından dolayı 1990-97 yılları arasında iki kat artış göstererek 2083 kişiye ulaşmıştır. Yerleşme genelde ikincil konut talebiyle karşı karşıyadır. Bursa, Bandırma ve İstanbul’da yaşayanların Ocaklar da yazlık evleri bulunmaktadır. Yaz aylarında, özellikle hafta sonları yerleşmenin nüfusu 10.000 kişinin üzerine çıkmaktadır.

8.BELDENİN GENEL GÖRÜNÜMÜ

Ocaklar, tek bir mahalleden oluşmaktadır. Yerleşmenin kıyı yerleşmesi olmasından dolayı genelde iki katlı yazlıklar, moteller, pansiyonlar ve bunlara hizmet veren lokanta eğlence yerleri ve ticarethaneler bulunmaktadır. Evlerin tamamına yakını beton armadır. Mesken dokuda kentsel yeşil alan olarak nitelendirilebilecek tek alan sahilde dolgu zemin üzerinde yapılan çocuk bahçesidir. Fakat yerleşmenin çevresinde bulunan zeytinlik alanlar yerleşmenin etrafını sarmaktadır.

Yerleşmede idari tesis olarak Belediye Binası, Sağlık Ocağı, İlköğretim Okulu ve Adalet Bakanlığı Sosyal Tesis i bulunmaktadır.

 

               3. BÖLÜM

ARAŞTIRMANIN BULGULARI VE ÇÖZÜMLEMELER

A.     HANE REİSİ HAKKINDA GENEL BİLGİLER

1.      Yaş, cinsiyet ve medeni durum

Tablo 1: Hane reisinin cinsiyeti

Cinsiyet

Sayı

%

Erkek

61

61

Kadın

39

39

Toplam

100

100

 

Ankette soru sorulan hane reislerinin %61 erkek %39 kadın olarak tespit edilmiştir. Anket sorularından sağlıklı ve geçerli veriler alabilmek için hanede görüşülen kadın sayısı olabildiğince yüksek tutulmaya çalışılmıştır.

 

Tablo 2: Hane reisinin yaşı

Yaşlar

Sayı

%

15-24

3

3

25-34

28

28

35-44

30

30

45-54

17

17

55 ve üzeri

22

22

Toplam

100

100

 

Hane reislerine yöneltilen kaç yaşındasınız? sorusuna %3’lük kesim 15-24 arası %28`lik kısım 25-34 %30’luk kısım 35-44 %17’lik kısım 45-54 %22’lik kısımda 55 üzeri cevabı vermiştir. Anlaşılacağı gibi hane reislerinin %75’i orta yaş grubundadır. Sonuçta Ocaklar beldesinin büyük bir kısmı orta yaş grubundadır.

 

Tablo 3: Hane reisinin medeni durumu

Medeni durum

Sayı

%

Evli

91

91

Bekar

9

9

Toplam

100

100

 

Tablodan da anlaşılacağı gibi görüşülen hane reislerinin %91 gibi büyük çoğunlukla evli %9’luk kısmı ise hiç evlenmemiştir.

2. Hane reisinin ve ailesinin eğitim durumu ve çocukla ilgili durumları

Tablo 4: Hane reisinin öğrenim durumu

Öğrenim durumu

Sayı

%

Okur-yazar değil

5

5

İlkokul

59

59

Ortaokul

12

12

Lise

15

15

Yüksekokul

9

9

Toplam

100

100

 

Görüşülen hane reislerinin %95’lik kısmı temel eğitim almış bireylerden oluşmakta. %59 gibi büyük bir bölüm sadece ilkokula gitmiş, %12’lik kısım ortaokul eğitimi almış, %15’lik kısım lise eğitimi almıştır. Bireylerin %9’luk gibi bir kısmı da yüksekokulu bitirmiştir. Bu sonuçlarla Ocaklar beldesinin öğrenim düzeyinin Türkiye oranına göre yüksek olduğu görülmekte okur-yazar olmayan %5’lik kısmında orta yaş üstü kısmından olduğu anlaşılmaktadır.

 

Tablo 5: Hane reisinin eşinin öğrenim durumu

  Öğrenim durumu

Sayı

%

Okur-yazar değil

3

3.2

İlkokul

59

64.8

Ortaokul

12

13.1

Lise

10

10.9

Yüksekokul

7

7.6

Toplam

91

100

 

Tablodan da anlaşılacağı gibi evli olan %91’lik kısmın eşlerinin %64.8’lik büyük kısmın Tablo 4’teki gibi ilkokul mezunu %13.1’kısmıda orta okul mezunu %7.6’lık kısmın ise yüksek okul mezunu olduğu saptanmıştır. Okur-yazar olmayanların oranı ise %3.2dir.   Tablo:5 teki değerlerin Tablo: 4 ile yakınlık gösterdiği de gözlenmiştir. Bu da evlenen çiftlerin kedileri gibi veya yakın seviyede eğitim görmüş kişilerle evlendiğini göstermektedir.

 

Tablo 6: Hane reisinin çocuk durumu

Çocuğu var mı?

Sayı

%

Var

88

96.7

Yok

3

3.3

Toplam

91

100

 

Ocaklar beldesinde evli olan hane reislerinin %96.7 gibi büyük bir kısmının çocuk sahibi olduğu görülmektedir.

 

Tablo 7: Hane reisinin çocuk sayısı

Çocuk sayısı

Sayı

%

1

25

28.4

2

46

52.2

3