GİRİŞ
Sosyolojik incelemede incelemenin temel noktası, insan ve onun oluşturduğu toplum hayatının her yönüyle bilinmesi ve açıklanmasıdır. Toplumsal yapı, insan ilişkileri, etkileşimleri ve bunların ortaya çıkardığı sonuçlardır.
Yaptığımız
bu araştırma, insanoğlunun bir araya gelerek
oluşturduğu ilk yerleşim şeklinin incelenmesidir. Genel
şekliyle belirlenmiş yerleşme şekillerinin kendine has
özelliğini ortaya çıkarmak, o yerleşmedeki toplumsal yapıyı
açıklamak bu araştırmanın amacı olmuştur.
Kent
nüfusunun artmasına karşın, halen büyük bir nüfusun köy-kasaba
gibi yerleşmelerde yaşaması, köy-kasaba
araştırmalarının önemini arttırmaktadır.
Bu
araştırmada Ocaklar beldesi her yönüyle bilimsel olarak
incelenmiştir. Bu sayede diğer bölgelerdeki benzer yerleşmelerle
karşılaştırma olanağı
sağlanmıştır.
Araştırmanın
birinci bölümünde toplum ve toplumsal yapı, toplumsal değişme,
kültür, köy, kent ve belde kavramlarının tanımı
yapılmıştır. Aynı zamanda araştırmanın
konusunu, amacını, yöntemini ve araştırmada kullanılan
teknikleri içeren araştırma ile ilgili genel bilgilerde
sorulmuştur. Bu sayede araştırmamıza ilişkin
saptamalar daha iyi anlaşılacaktır.
İkinci
bölümde, Ocaklar beldesine ilişkin genel bilgiler verildi. Tarihçe,
coğrafya, iklim, bitki örtüsü, jeolojik yapı, ekonomi, nüfus
yapısı ve genel görünüm açıklanmaya
çalışıldı.
Üçüncü
bölümde elde edilen bulgulara göre çözümlemeler yapıldı ve Ocaklar
beldesine ilişkin aile yapıları, beldenin sosyoekonomik durumu
ve beldedeki tutumlar açıklanmaya çalışıldı.
Dördüncü
bölüm olan sonuç ve değerlendirmede ise Ocaklar beldesinin geçmişi ve
şu anki durumuyla bağlantılı bir sosyolojik
değerlendirme yapılmıştır.
ARAŞTIRMADA KULLANILAN
KAVRAMLAR VE KURAMSAL ÇERÇEVE
1.
TOPLUM
Toplum, toplum biliminin üzerinde durulduğu ve tam anlamıyla fikir birliğine varılmış genel geçer bir kavram değildir. Bu sebepten toplum kavramını açıklarken genel bir kanıya ulaşmak için farklı toplum bilimcilerin görüşlerinden yararlanacağız.
Düşünürler
toplumu açıklamaya çalışırken farklı
yaklaşımlar sergilemişlerdir. Toplumu, bireyler
açısından ele alan Ely Chinoya göre toplum, birbiriyle
ilişkiler içinde ve kümelerin üyeleri olarak bir bireyler topluluğudur.[1]
Topluma işbirlikçi ve kültürel boyutta yaklaşan Özer Ozankaya ise
toplumu yaşamlarını sürdürmek, birçok temel
çıkarlarını gerçekleştirmek için işbirliği yapan
aynı toprak parçası üstünde birlikte yaşayan ve ortak ekini olan
insanlar kümesidir der.[2]
Oskay da
ise toplum kavramı, Toplum doğa ilişkisi doğrultusunda
insan-insan etkileşiminin örgütlenmiş düzeninin ifadesi olarak
açıklanmaktadır. Toplum kavramı somut ve belirli bir bütünü
ifade eder.[3]
Başta
da bahsettiğimiz gibi sosyal bilimciler Toplum kavramını
açıklamada ortak bir tavır göstermemişlerdir. Buradan yola
çıkarak Toplumu bir sistem olarak tanımlayan
devamlılığın içsel koşullarla
sağlandığını belirten Talcet Parsons Toplumu
açıklarken uzun vadeli var olmanın temel gereklerini kendi
kaynaklarından alan bir toplumsal sistem[4]
kavramını ortaya atmıştır.
Bu
tanıma zıt bir açıklamada Marxten gelmiş, Parsonsun
ahenk, bütünlük, düzen kavramlarının tersine çatışma
değişim kavramıyla toplumu açıklamaya
çalışmıştır. Marxe göre toplum, uzlaşmaz
sınıfların çatışmaları sonunda belirlenen bir etkileşim
süreci niteliğini taşır. Bu nedenle insanlığın
tarihi aslında sınıf çatışmalarının
tarihidir. Toplumu oluşturan olay, farklı sınıflar
arasında çatışmalar biçiminde ortaya çıkan
etkileşimlerdir.[5]
Belirttiğimiz
bu tanımların genel geçer olmadığını
söylemiştik, ancak bu tanımların birleştikleri ortak
yönlerde yok değildir. Tüm bu tanımlardan sonra genel noktaları
belirten Kongar toplumu şöyle açıklamaktadır. Toplum, insan ömründen
uzun yaşayan, göreli kararlılığa sahip olan ve kendi
kendini devam ettiren bir insan topluluğudur.[6]
Bütün bu
tanımlamalardan sonra
vereceğimiz sonuç şu olmalıdır. Toplum, varoluş,
gelişim ,işleyiş ve yapıları bazında ve
yokoluş sebepleriyle ele alındığında
farklılık gösterirler. Bu farklılık toplumun
heterojenliğinden kaynaklanır bu da genel bir toplum
tanımının yapılmasını güçleştirir. Ancak tüm
bu farklılıklara rağmen tanımların sonuçlarından
yola çıkarak şöyle bir açıklama yapabiliriz. Toplum belirli
ihtiyaçlar etrafında toplanan, bireyleri bünyesinde bulunduran ve bu
ihtiyaçların giderilmesi için belirli kurumların
oluşturulduğu birey-birey etkileşiminin
yaşandığı ortak bir coğrafya ve tarihe sahip olan
sosyal düzen diyebiliriz.
2.
TOPLUMSAL DEGİŞME
Açılamaya değişme kavramı ile başlamamız yararlı alacaktır. Değişme genel anlamıyla; Bir durumdan bir başka duruma geçiş yada önceki hal ve davranıştan bir farklılaşma olarak tanımlanabilir. Tanımdan da anlaşılacağı gibi değişme yönü belirtilmemiştir yani değişme ileriye veya geriye olabilmekte bir başka değişle olumlu ve olumsuz nitelik taşıyabilmektedir. Bu bağlamda toplumların durağan bir görünüm sergilemedikleri tarihsel süreç içerisinde yapılarında gözle görülebilen değişmelerin olabileceği sabittir. Bu noktada Toplumsal Değişme kavramını açıklamaya çalışırsak; Toplumsal yapı içindeki kurumların, sosyal yapıların ve insanlar arasındaki ilişkilerin değişmesi olarak açıklayabiliriz.
Toplumsal değişme konusu, toplum bilimcilerin üzerinde önemle durdukları ve çeşitli açıklamalar getirdikleri bir olgudur.
Bu sebepten yola çıkarak toplumsal değişme konusunda açıklama getiren toplumbilimcilerin açıklamalarına değinmekte yarar görmekteyiz. Barelson ve Steirene göre toplumsal değişme yalnızca toplumun yapısındaki temel ve geniş değişimleri belirtir.[7] Bir başka tanımda toplumsal değişmeyi toplumun kendisi ve kurumlarında belirli bir zaman süreci içinde meydana gelen değişme olarak tanımlamaktadır.[8]
Toplumsal değişmenin kaçınılmaz olduğu ve toplumların doğasının değişmeye yönelik olduğunu söyleyebiliriz. Bu konuda Oskoy değişmeyi Toplumun ve toplumun çatısını oluşturan toplumsal yapının doğal ve kaçınılmaz niteliği olarak tanımlar. Sosyo-ekonomik, sosyo-politik ve kültürel boyutta gerek kendi içinden doğal olarak oluşan çelişkiler, gerekse dıştan gelen etkilerin varlığı göz önünde tutulacak olursa, doğa-insan ve insanlararası ilişkilerin bir düzeni ve örgütlenmesi olan toplumsal yapının durgun olmadığı sürekli bir devinim gösterdiği yadsınamaz[9] diyerek açıklar.
Değişmenin nedenleri konusunda farklı açıklamalar yapılmıştır. Örneğin Toplumsal şartlar, yeni keşifler ve icatlar, kültürel değerler toplumsal değişmenin nedenleri olarak görülmektedir.[10]
Toplum bilimciler diğer konularda da olduğu gibi değişme konusunda da farklı tanımlar ortaya koymuş, Toplumsal değişme olgusunu farklı bir biçimde açıklamaya çalışmışlar.
Bunların arasında Comte değişmeye sorunların kaynaklık ettiğini söylemiştir. Max Weber ise Toplumdaki genel değer veya fikirler toplumsal değişmeyi hızlandırabileceği gibi bazı durumlarda engelleyebileceğini söylemiştir. Değişmeyi işbölümünün gelişmesine ve teknolojiye bağlayan Durheim de değişme konusunda farklı bir görüş sunan toplum bilimcidir.
Değindiğimiz farklı görüşlerin daha açık betimlemek için değişmenin kaynaklarından bahsetmemiz gerekecektir.
Toplumsal değişmenin kaynakları iç ve dış kaynaklar olmak üzere ikiye ayrılır. Bunlar:
Dış
kaynaklar:
- Çevresel değişmeler
- İstila
- Kültürel temas
- Yayılma
İç kaynaklar
- Keşifler ve icatlar
- Nüfus hareketleridir.[11]
Değişme sürecini maddi ve manevi kültürdeki farklılaşmayla açıklamaya çalışan Malinowsky ve Ogburna göre toplumsal değişmenin motifi kültürdür. Kültür canlı bir varlık özelliği gösterir. Manevi kültür, maddi kültürü geriden takip eder. Bunun sonucu olarak maddi olmayan kültüre uymaya çalışır. Fakat maddi olmayan kültürün maddi kültüre göre bu düzenlemesi zaman alır.[12]
Toplumsal olarak değişme en genel anlamıyla zaman süreci içinde toplumlarda görülen farklılaşma olayıdır. Bu farklılaşma toplumsal yapıdaki insanlar arasındaki tutum, davranış ve inançlardaki farklılaşmadır.[13]
Kısaca toplumsal değişmeyi toplumların yapısındaki farklılaşma ve başkalaşma[14] olarak tanımlayabiliriz.
3.
TOPLUMSAL YAPI
Toplumsal yapı kavramı üzerinde toplumbilimciler ortak bir tanım üzerinde birleşmemişlerdir. Yapıyı bireyler arası yapısal ilişkiler bütünü ele alan toplumbilimcilerin yanında yapıyı toplumsal küme ve kurumlardan oluştuğunu söyleyen tanımlarda olmuştur. Yapı kavramı genel anlamıyla bir bütünlüğü ve düzeni ifade eder.
Toplum
bilimsel açıdan bakıldığında toplumsal yapı; bir
topluluğun toplumsal düzeni, kuruluşu, kuruluşun
işleyişi ve bir takım görevleri yerine getiriş yoludur[15]
denilebilir.
Toplumsal
yapı kavramını sürekli ve örgütlü ilişkiler için kullanmak
gerektiğini savunan ifadelerde bulunmaktadır. Örneğin M.
Ginsberg Toplumsal yapıyı Toplumu oluşturan temel
grupların ve kurumların meydana getirdiği bir kompleks olarak
anlamaktadır.[16]
Toplumsal
yapıyı Aktörlerin toplumsal etkileşimlerinin
kalıplaşmış sistemi olarak algılayan T. Parsons
yapıyı Roller, birliktelikler, normlar ve değerler kümesi
olarak yani normatif kültürün örgütlenmiş ve istikrar gösteren bir
örüntüsü[17] olarak
açıklar.
Toplumsal
yapının önemi, Toplumdaki ilişkilerin bir düzen içinde
işleyebilmesi durumunda kendini belli eder. Sağlam temellere
oturmuş bir toplumsal yapıyla toplumda tutarlılık ve denge
sağlanabilir. Aksi durumlarda denge kaybolur ve sorunlar zinciri kendini
gösterir.
Orhan
Hançerlioğlu toplumsal yapıyı üretim biçimi ile açıklar.
Ona göre toplumsal yapı: Toplumsal ilişkilerin bütünüdür.[18]
Bu
ilişkilerin ekonomik kaynaklı olduğunu ve onun etrafında
gerçekleştiğini savunan fikirler de vardır. Örneğin:
Toplumsal ilişkilerin tümü temel ilişki olan ekonomik
ilişkilerde belirmektedir.[19]
Aktardığımız
bu farklı toplumsal yapı kavramlarını en genel anlamda
ifade edecek olursak; toplumsal yapı bireyler arasındaki
kurumlaşmış ilişkiler bütünüdür. Diğer bir
deyişle en küçük bir toplumsal birim olan bireyler arasında birlikte
yaşamanın gerektirdiği işlevleri yerine getirmek üzere
kurumlaşmış ilişkilerin sistemli ve uyumlu
birliğidir.[20]
Bu
bağlamda toplumsal yapı toplumu meydana getiren temel öğeleri ,
bu öğelerin toplum içindeki yerlerini ve aralarındaki ilişkileri
ve işleyişlerindeki düzenlilikleri anlatır.
Bu
tanım ışığında Toplumsal yapının
düzenliliğinden ve bu düzenliliği sağlayan öğelerin
karşılıklı etkileşiminden söz edebiliriz.
Toplumun
yapısı ile toplum içindeki örgütler arasında ilişki söz
konusudur. Yapı belli bir düzenliliği gösteren insan
ilişkileridir.
4. KÜLTÜR
Sosyal bilimlerde temel araştırma konularından biride kültürdür. Diğer kavramlarda olduğu gibi kültür konusunda da tüm sosyal bilimcilerin üzerinde anlaştığı bir tanıma ulaşılamamıştır. Bunun sebebi sosyal bilimlerin konusunun toplum olması ve kültüründe toplumla ilgili olan her şeyi içine almasıdır.
Bu
sebepten kültür konusunda açıklama yapan belli başlı sistemli
tanımlara yer vereceğiz. Kültür, bir toplumun ya da bütün
toplumların birikimli uygarlığıdır. Kültür, belli bir
toplumun kendisidir. Kültür, bir dizi sosyal süreçlerin bileşkesidir.
Kültür bir insan ve toplum teorisidir.[21]
Kültür
toplumun sahip olduğu tüm öğe değer ve motifleri
barındırdığı için bilim dalları kültürü
farklı bakış açılarıyla açıklama yoluna
gitmişlerdir. Örneğin Kültürü varlığımızın
yapısını belirleyen sosyal süreçle öğrendiğimiz
uygulama ve inançların, maddi ve manevi öğelerin birliğidir
diyerek onu sosyal miras ve gelenekler birliği olarak açıklayanların
yanında Morgvet ve Linton, hayat veya toplum biçimi olarak, kültür, bir
toplumun bütün hayat biçimidir. Kültür bir grubun yaşama biçimidir[22]
der. Kültüre sosyal ve kültürel evrendeki açık seçik eylemlerin ve
araçların ortaya koyduğu nesnelleştirdiği anlamlar,
değerler ve kurallar olarak bakan Srokin, bunların etkileşimi ve
ilişkilerini bütünleşmiş ve bütünleşmemiş gruplar
olarak ikiye ayırır.[23]
Kültürü
öğrenilen ve kuşaklara aktarılan bir bilgi birikimi olarak
açıklayan Tanzerde kültürün toplumsal olarak öğrenilen ve aynı
yoldan yeni kuşaklara aşılanan davranış örüntüleri ya
da kalıplarıdır.[24]
şeklinde açıklamıştır.
Kültürün
diğer bir özelliğini açıklayan Toylor ise Kültür, bir toplumun
üyesi olarak, insanoğlunun öğrendiği bilgi, sanat, gelenek
görenek v.b yetenek, beceri ve alışkanlıkları içine alan
karmaşık bir bütündür[25]diyerek
Tanzere yakın bir açıklama yapmıştır.
Kültürün
yayılma yolunu açıklamaya çalışan ve her kültürün ait
olduğu toplumda geçerli olduğunu söyleyen Özkalp kültürün
insanların kullandıkları dil sayesinde yayılıp
geliştiğini, her toplumun farklı düşünce
kalıbının olduğunu ve bu kalıbın
yaşadığı toplum içinde önemli ve geçerli olduğunu
söylemiştir.
Bu
tanımlardan sonra kültürün herkesçe kabul edilmiş özelliklerinden
bahsetmekte yarar var.
Kültür:
-
Sonradan öğrenilen bir olgu olduğundan öğrenilir.
-
Yeni kuşaklara aktarıldığından kültür
süreklidir.
-
Doğduğu toplumun özelliklerini
yansıttığından toplumsaldır.
-
İdeal davranışları belirlediğinden
sistemleşmiştir.
-
Değişebilme özelliği vardır.
-
Bütünleştirici özelliği vardır.
-
Bütünüyle maddi, gözlenebilir olmadığından
soyutlaşmıştır.[26]
5. KÖY
En genel anlamla kasabaya göre daha küçük olan yerleşim birimidir. Daha küçük olmaktan kasıt: nüfus, mekan, doğum oranı, nüfus hareketliliği, üretim, tüketim gibi olgulardır.
Köyün bir bütünlük olduğunu ve toplumu oluşturan öğe
olduğunu belirtmek köy kavramını açıklamada yararlı
olacaktır. Bu bağlamda köy ile ilgili bir çok tanım
yapılmıştır. Örneğin Halkı belli bir toprak bütününü
işleyen kır yerleşmesi düzeninde konutlar topluluğudur.[27]
1924 tarihli köy kanununun 1. ve 2. maddeleri köyü şu şekilde
tanımlamaktadır.
Nüfusu 2 binden aşağı yurtlara köy denir.
Bu açıklama ülkemizde köy ayırımı yapmada nüfus
kriterini oluşturmaktadır.
Bir başka tanım da köyün yapısal özelliklerini
açıklamaktadır. Buna göre; Cami, mektep, otlak, yaylak,
bataklık gibi ortak malları bulunan toplu ya da
dağınık evlerde oturan insanlar bağ, bahçe ve
tarlalarıyla birlikte bir köy teşkil eder.[28]
Ozankaya ise köyü geleneksel biçimleriyle genellikle tarımla
uğraşan, içinde bulunduğu toplumun bütünlüğü ile ortak
çıkarı az olan ve sınırlı ölçüde eşgüdülmüş
bulunan; birbirleri karşısında güçlü özerklik eğilimleri
gösteren; toplumsal çevreden çok doğal çevre ile yoğun ilişkilerde
bulunan birkaç düzine ile birkaç yüz arasında değişen
sayıda hanelerden kurulu, belli bir özenle korunan
sınırları bulunan topluluklardır[29]
olarak açıklar.
Bir başka tanımda köyün kentsel yapılardan
farklılıkları belirtilmiş. Yönetim durumu, toplumsal ve
ekonomik özellikleri veya nüfusun yoğunluğu yönünden şehirlerden
ayırt edilir.
Genellikle tarımsal alanda çalışmak gibi işlevleri
belirlenen, konutları ve öteki yapıları,bu hayatı
yansıtan yerleşme biçimidir.[30]
Köysel yapılar bütün ülkelerde farklı nitelik
göstermektedirler. Bu sebeple ortak evrensel bir tanım yapmak güçtür ancak
bu tanımlar ışığında genel bir sosyolojik
tanım yapmak gerekirse, köyler genellikle tarımla uğraşan,
içinde bulundukları toplum bütünlüğüyle ortak çıkarları az
olan ve sınırlı ölçüde eşgüdülmüş bulunan birbirleri
karşısında güçlü özerklik eğilimleri gösteren toplumsal
çevreden çok doğal çevre ile yoğun ilişkiler içinde bulunan
birkaç düzine ile birkaç yüz arasında değişen sayıda
hanelerden kurulu, belli bir özenle korunan sınırları bulunan
topluluklardır.
6. KENT
Çağımızda egemen yerleşme biçimi olan kent, tarihsel süreçte insan ilişkilerinin, yaşandığı fiziksel bir boyutudur. Kent oluşumları ülkelerin tarihsel,kültürel gelişimleriyle paralellik göstermiş, bu yüzden kent oluşum şekilleri ülkelerden ülkelere farklılık göstermiştir.
Kent tanımı konusunda, kent bilimciler, iktisat bilimcileri ve sosyal bilimciler
kendi bakış açıları ışığında
açıklamalar getirmiştir. Örneğin kent, tarım
dışı etkinliklere, özellikle sanayii ve hizmet
çalışmalarına dayalı, nüfusu on binden daha fazla olan
yerleşme yerlerine denir.[31]
Bunun yanından şehir tanımlarını en
genelleştirici bir anlatımla Tarım dışı ve
tarımsal tüm üretimin denetlendiği, dağıtımın
kordine edildiği, ekonomisi bunu destekleyecek şekilde, tarım
dışı üretime dayalı bulunan, teknolojik gelişiminin
beraberinde getirdiği nüfus büyüklüğüne, yoğunluğuna
varmış toplumsal heterojenlik ve entegrasyon düzeyi yükselmiş,
karmaşık ve mekanik bir mekanizmanın sürekli olarak işlediği
bir insan yerleşmesidir.[32]
Kent toplumu hakkında görüşleri ile önemli bir diğer
toplum bilimci de Lois WHIRTHdır. Whirth kentin özel bir toplumsal
organizasyon biçimi olduğunu söyler. Bu tür organizasyon Whirthe göre
nispeten büyük, yoğun, toplumsal açıdan farklılık gösteren
bireylerin devamlı oturdukları bir yerleşim biçimidir. [33]
2. BELDE
Nüfus bakımından köyden daha fazla ilçeden daha az olan yerleşmelere verilen addır. Nüfusu 2000in üzerinde olan yerleşmelere denir.
Beldede
ayrıca daha önce bağlı olduğu belediye
teşkilatından bağımsız başka bir belediye
teşkilatı bulunmaktadır. İdari olarak bağlı
olduğu kaymakamlık bağlı olduğu eski kaymakamlık
olup yönetsel işleri kendi içinde bağımsız olan belediye
teşkilatı yapmaktadır. Belediye encümen meclisi ve hizmet
alanları bulunan beldelerde bu meclis yapılacak icraatlarda kendi
meclislerine sorumludurlar.
1.
ARAŞTIRMANIN
KONUSU
Sosyolojinin
ilgilendiği konu toplumdur yani toplumun sahip olduğu
yapıdır. Toplum bünyesinde barındırdığı
parçalarla oluşmaktadır. Bu parçalar toplumu açıklamada bizlere
anahtar olacak ve bakış açımızı
oluşturacaktır.
Bu
sebepten dolayı bu parçaların açıklanması toplum içindeki
yerini ve bu parçaları oluşturan öğelerin ilişkileri,
alışkanlıkları, yaşam şekilleri, inançları
ortaya konulmalıdır.
Bu
araştırmada toplumun bir parçası olan kır olgusu, bir
örneklem alınarak açıklanmaya
çalışılmıştır.
Yukarıda
saydığımız nedenlerden dolayı araştırma
konusu olarak Balıkesir ilinin Erdek İlçesine bağlı Ocaklar
beldesinin monografisi seçilmiştir.
2.
ARAŞTIRMANIN
AMACI
Balıkesir Erdek İlçesine bağlı Ocaklar beldesinde monografi araştırması yapmaktır.
Bu
çalışma ile daha önce araştırması yapılan
beldelerle karşılaştırma imkanı sağlanacak ve
Ocaklar beldesinin toplumsal değişim sürecine bağlı olarak
sosyo-ekonomik ve kültürel yapısı incelenecektir.
Araştırma
yapılan beldede ekonomik etkinlikler, üretim, tüketim eğilimleri,
nüfus yapısı, aile yapısı, eğitim durumu ve çevreyle
olan ilişkisi ortaya konmuştur.
3.
ARAŞTIRMANIN
YÖNTEMİ
Yöntem: Sonuca ulaşmak amacıyla izlenen sistematik yol anlamındadır.
Bu
araştırmada bilimsel yöntem kullanılarak Beldenin
yapısı anlaşılmaya
çalışılmıştır. Bu çalışmada
yapısal-işlevsel yaklaşım kullanılmıştır.
Yapısal
işlevsel yaklaşım: toplumun birbiriyle uyumlu, ahenkli ve
birbirine bağlı öğelerden her birinin bir görevi olduğunu,
bu fonksiyonların yapılardan önce çıktığını
savunan yaklaşımdır.
Araştırmada
kullanılacak veriler anket sorularının konu alanındaki
bireylere sorulmasıyla elde edildikten sonra çıkarmasalar da
bulunulması ve bunların test edilerek ispatlanmasından sonra
genellemelere gidilmiştir. İşte izlenen bu süreç bilimsel bir
araştırmada izlenen bilimsel yöntemdir.
4.
ARAŞTIRMADA
KULLANILAN TEKNİKLER
Araştırmayla ilgili olarak kaynak taraması çalışması yapılmış ve araştırmanın kavramsal bölümü oluşturulmuştur.
Veri
elde etmek amacıyla daha önceden hazırlanmış anket
soruları kullanılmıştır. Beldeye bizzat gidilerek
gözlemin yanı sıra beldeye yönelik söyleşi
yapılmıştır. Dört gün süren, anket sorularının
hane reislerine sorulması işlemi üç kişiyle
yapılmıştır.
Ocaklar
beldesinin hane reisleri araştırmanın evrenini
oluşturmaktadır. Beldede kış aylarında 500 hane
bulunmaktadır. 100 haneye sorular yöneltilmiş. Böylece evrenin %20
sine anket uygulanmıştır. Daha sonra bu sonuçlar
değerlendirilerek genellemelere gidilmiştir ve sonuç olarak belde
hakkındaki olgusal gerçeklere varılmıştır.
II. BÖLÜM
BELDE HAKKINDA GENEL BİLGİLER
1.
BELDENİN
TARİHİ
18 Eylül 1922de Halit Paşa komutasındaki Türk Birlikleri Erdeke girerken, büyük bir telaşla kaçan yerli Rumların yakıp yıktığı yerler arasında, o zamanki ismi Gonia olan Ocaklar da vardı. İki sene kadar ıssız ve viran kalan Ocaklar 1924 yılının Temmuz ayında 90 ailenin buraya yerleşmesiyle ıssız günlerini geride bırakır. Mübadele ile Selanikin Yartikap, Vadina, Karacaova gibi kasabalarından gelen ilk sakinlerinden sonra 1929 yılında Saraybosna ve Bihaçtan gelenlere ek olarak sonraki yıllarda Romanya, Sivas, Bayburt, Ağrı, Trabzon ve daha birçok yerden gelen nüfusun eklenmesiyle Ocakların çekirdek nüfusu oluşmuştur. 18 Nisan 1999 seçimleriyle belediye teşkilatı kurulup Ocaklar beldesi adı değişmiştir.
Kapıdağ yarımadasının batı sahilinde yer alan OCAKLARın kuzeyinde 774 m yüksekliğinde Yataktepe, doğusunda Kurukayatepe, Dikilitaş, Dumanlıtepe, Kaletepe ve Çiftçınar, güneyinde Tunbatepe bulunur. Denize dökülen turluk ve kirazlı derelerinin yaz mevsiminde suları oldukça azalır. Kumla kaplı 3 km sahili sığ ve sakin denizi ile OCAKLAR doğal güzellikleriyle ön plandadır. İki köşeli sahili bize eski isminin anlamını da ele veriyor, köşe anlamına gelen (Gönye) gonia Türkçede Konyaya dönüşmüş daha sonraları çevrede bulunan granit taş ocaklarına izafeten OCAKLAR denilmiştir.
3. BELDENİN İKLİMİ
Ocaklarda yıllık ortalama sıcaklık 15 C° civarındadır, en sıcak ay Temmuz 25 C° civarındadır, gündüz sıcaklık zaman zaman 30 C° çıkar. Aşırı sıcakların fazla olmaması OCAKLARın yaşanacak ideal yerler arasına sokar. Hakim rüzgar poyrazdır, bu yüzden deniz kıyıda oldukça sakindir. Nem oranı yıllık %50i civarındadır. Yağış en fazla kış mevsiminde yağmur olarak düşer. Yaz mevsiminde düşen yağış oranı %8 dir. Kar yağışı oldukça azdır. Sonuç olarak; ılık akdeniz iklimi bölgeye hakimdir.
4.BELDENİN
BİTKİ ÖRTÜSÜ
OCAKLARın iklim özelliklerinden dolayı 300 m kadar fundalık, ağaçlık göze çarpar. 300 mden sonra gür ormanlık, bölgenin bir başka özelliğidir. Her sene çıkan orman yangınları ne yazık ki tatil için gelenlerin ihmalinden çıkmaktadır. Ovada zeytin ağaçları vardır, yer yer yamaçlarda da zeytin ağacı bulunmaktadır. Diğer ağaç türleri ise meşe, çınar, karaçam, ıhlamur, kayın, defne, dişbukak ve kavaktır.
5. BELDENİN JEOLOJİK YAPISI
Kapıdağ Yarımadasının batısındaki batı granit masifi (İhsan Ketin 1946) Ocaklar graniti ile anılır. Kuvarsdiyarit, grannodiorit bileşimli orta iri taneli granitte mineral olarak kuarz, plajiyeklas ve mika bulunur. Tumba tepesi tamamen telkşistlerden oluşmuştur. Ocaklar ovası verimli alivyonlarla kaplıdır, mikalı ince taneli kumsalı Ocakların en önemli özelliklerindendir.
OCAKLARın ekonomisi oldukça canlıdır. Beldede üç fırın, on market, kahveler, çay bahçeleri, restoranlar, lokantalar, tamirciler, balıkçılar ve daha birçok işyerleri vardır. Hemen hemen bütün evler yazın pansiyon olarak hizmet verirler. Ayrıca sahil şeridinde lüks oteller vardır.
Civardaki
granit taş ocakları birçok kişiye iş olanakları
sağlamaktadır. Yeni kurulan tavuk çiftlikleri geleceğe dönük
umutlar beslemektedir.
Aslında
zeytin tarımı ekonominin bel kemiğidir. Yukarıdaki bütün
iş kolları zeytine endekslidir.
Çalışanların ekonomik
etkiliklere göre dağılımı öncelikle turizm amaçlı
ticaret ve hizmet vektörüdür. Ekonomik faaliyetler genellikle Haziran-Eylül
ayları arasında canlılık kazanmakta, deniz mevsimi
tamamlandıktan sonra, birçok eğlence yeri, lokanta ve ticarethaneler
kapatılmaktadır. Yılın diğer aylarına bölgede
kalan yerel halk zeytincilikle uğraşmaktadır.
7. BELDENİN NÜFUS YAPISI
Ocakların nüfusu 1999 yılı sağlık ocağı verilerine göre 2117 kişi ve hane sayısı 483tür. Ocaklarda nüfus 1970-90 yılları arasında durağan bir seyir göstermiştir. 1990 yılından sonra 18. madde uygulaması ve sahil yerleşmesi olmasından dolayı 1990-97 yılları arasında iki kat artış göstererek 2083 kişiye ulaşmıştır. Yerleşme genelde ikincil konut talebiyle karşı karşıyadır. Bursa, Bandırma ve İstanbulda yaşayanların Ocaklar da yazlık evleri bulunmaktadır. Yaz aylarında, özellikle hafta sonları yerleşmenin nüfusu 10.000 kişinin üzerine çıkmaktadır.
8.BELDENİN GENEL GÖRÜNÜMÜ
Ocaklar, tek bir mahalleden oluşmaktadır. Yerleşmenin kıyı yerleşmesi olmasından dolayı genelde iki katlı yazlıklar, moteller, pansiyonlar ve bunlara hizmet veren lokanta eğlence yerleri ve ticarethaneler bulunmaktadır. Evlerin tamamına yakını beton armadır. Mesken dokuda kentsel yeşil alan olarak nitelendirilebilecek tek alan sahilde dolgu zemin üzerinde yapılan çocuk bahçesidir. Fakat yerleşmenin çevresinde bulunan zeytinlik alanlar yerleşmenin etrafını sarmaktadır.
Yerleşmede idari tesis olarak Belediye Binası, Sağlık Ocağı, İlköğretim Okulu ve Adalet Bakanlığı Sosyal Tesis i bulunmaktadır.
3. BÖLÜM
ARAŞTIRMANIN BULGULARI VE ÇÖZÜMLEMELER
A.
HANE REİSİ HAKKINDA GENEL BİLGİLER
1.
Yaş, cinsiyet ve medeni durum
Tablo 1:
Hane reisinin cinsiyeti
|
Cinsiyet |
Sayı |
% |
|
Erkek |
61 |
61 |
|
Kadın |
39 |
39 |
|
Toplam |
100 |
100 |
Ankette soru sorulan hane reislerinin %61 erkek %39 kadın olarak tespit edilmiştir. Anket sorularından sağlıklı ve geçerli veriler alabilmek için hanede görüşülen kadın sayısı olabildiğince yüksek tutulmaya çalışılmıştır.
Tablo 2: Hane reisinin yaşı
|
Yaşlar |
Sayı |
% |
|
15-24 |
3 |
3 |
|
25-34 |
28 |
28 |
|
35-44 |
30 |
30 |
|
45-54 |
17 |
17 |
|
55 ve üzeri |
22 |
22 |
|
Toplam |
100 |
100 |
Hane reislerine yöneltilen kaç yaşındasınız? sorusuna %3lük kesim 15-24 arası %28`lik kısım 25-34 %30luk kısım 35-44 %17lik kısım 45-54 %22lik kısımda 55 üzeri cevabı vermiştir. Anlaşılacağı gibi hane reislerinin %75i orta yaş grubundadır. Sonuçta Ocaklar beldesinin büyük bir kısmı orta yaş grubundadır.
Tablo 3: Hane reisinin medeni durumu
|
Medeni durum |
Sayı |
% |
|
Evli |
91 |
91 |
|
Bekar |
9 |
9 |
|
Toplam |
100 |
100 |
Tablodan da anlaşılacağı gibi görüşülen hane reislerinin %91 gibi büyük çoğunlukla evli %9luk kısmı ise hiç evlenmemiştir.
2. Hane reisinin ve ailesinin eğitim durumu ve
çocukla ilgili durumları
Tablo 4: Hane reisinin öğrenim durumu
|
Öğrenim durumu |
Sayı |
% |
|
Okur-yazar değil |
5 |
5 |
|
İlkokul |
59 |
59 |
|
Ortaokul |
12 |
12 |
|
Lise |
15 |
15 |
|
Yüksekokul |
9 |
9 |
|
Toplam |
100 |
100 |
Görüşülen hane reislerinin %95lik kısmı temel eğitim almış bireylerden oluşmakta. %59 gibi büyük bir bölüm sadece ilkokula gitmiş, %12lik kısım ortaokul eğitimi almış, %15lik kısım lise eğitimi almıştır. Bireylerin %9luk gibi bir kısmı da yüksekokulu bitirmiştir. Bu sonuçlarla Ocaklar beldesinin öğrenim düzeyinin Türkiye oranına göre yüksek olduğu görülmekte okur-yazar olmayan %5lik kısmında orta yaş üstü kısmından olduğu anlaşılmaktadır.
Tablo 5: Hane reisinin eşinin öğrenim durumu
|
Öğrenim durumu |
Sayı |
% |
|
Okur-yazar değil |
3 |
3.2 |
|
İlkokul |
59 |
64.8 |
|
Ortaokul |
12 |
13.1 |
|
Lise |
10 |
10.9 |
|
Yüksekokul |
7 |
7.6 |
|
Toplam |
91 |
100 |
Tablodan da anlaşılacağı gibi evli olan %91lik kısmın eşlerinin %64.8lik büyük kısmın Tablo 4teki gibi ilkokul mezunu %13.1kısmıda orta okul mezunu %7.6lık kısmın ise yüksek okul mezunu olduğu saptanmıştır. Okur-yazar olmayanların oranı ise %3.2dir. Tablo:5 teki değerlerin Tablo: 4 ile yakınlık gösterdiği de gözlenmiştir. Bu da evlenen çiftlerin kedileri gibi veya yakın seviyede eğitim görmüş kişilerle evlendiğini göstermektedir.
Tablo 6: Hane reisinin çocuk durumu
|
Çocuğu var mı? |
Sayı |
% |
|
Var |
88 |
96.7 |
|
Yok |
3 |
3.3 |
|
Toplam |
91 |
100 |
Ocaklar beldesinde evli olan hane reislerinin %96.7 gibi büyük bir kısmının çocuk sahibi olduğu görülmektedir.
Tablo 7: Hane reisinin çocuk sayısı
|
Çocuk sayısı |
Sayı |
% |
|
1 |
25 |
28.4 |
|
2 |
46 |
52.2 |
|
3 |
|