Merhaba,
Bu ay, yazımda sevgilerimi özellikle Ocaklar'da
yaşayan o tatlı çocuklara göndermek istiyorum. Ocaklar'da yolda
yürürken bazen gözlerim onlara takılıyor ve kendi çocukluğumu
hatırlıyorum. Onlar oranın havasını soludukları için,
okullarının camından denizin maviliğini görebildikleri için,
doğanın bütün güzellikleriyle içiçe oldukları için çok şanslılar.
Ben de kendimi çok şanslı hissediyorum, çünkü
küçüklüğümden beri küçük büyük bütün tatillerimde, hatta
anaokuluna başlamadan önce bile aylarca orada kalıp,
çocukluğumun en tatlı anılarını yaşadığım yer Ocaklar. Hala da
öyle... Babam, annem ya da kardeşimle yaptığımız küçük doğa
gezilerinde o kadar cok şey öğrendim ki. Yağmurdan sonraki
toprağın kokusunu, çiceklerin, yaprakların, böceklerin
renklerini o kadar çok sevdim ki. Büyük bir heyecanla koşarak
bir tepenin doruğuna ulaştığımda ayaklarımın altına serilen o
manzaraya aşık oldum, seyretmeye doyamadım karşımda uzanan
masmavi denizi, zeytin ağaçlarının yanar dönerli renklerini,
yemyeşil çam ağaçlarını... " Duruuuun beni birazcık daha
bekleyiiiin "diye aşağıda beni bekleyenlere seslenirken, ya
arkamdan şimdi bir yaban domuzu çıkarsa ne yaparım diyen
içimdeki minicik korkuyu rüzgarın yüzümdeki tatlı esintisi öyle
güzel unutturuyordu ki. Nasıl olsa bir yaban domuzundan nasıl
kaçılması gerektiğini biliyorum diye geçiştiriyordum. Sanırım
insanın çevresi çok sevdiği şeylerle dolu olunca çok daha fazla
cesaretli oluyor ve aklının ucundan kötü şeyler bile geçmiyor.
Acaba buna doğanın büyüsü diyebilir miyiz?
Yine çok hoşuma giden bu gezilerden birinde, kanadı
kırılmış küçük bir serçeyi babam küçük sepetime koyup
getirdiğinde çok heyecanlanmıştım. Ona özenle bakıp, günler
geçtikçe onun iyileştiğini görmek o kadar müthiş bir duyguydu
ki, ve onu gökyüzüne bırakıp tekrar uçmasını seyretmek.Ya da su
kaplumbağalarını susuz kalıp kuruyan küçük göllerinden başka
bir göle taşımanın heyecanını yaşamak. Bir yılanın ardında
bıraktığı o büyüleyici kabuğunu görebilmek, gelinciklerden
kıpkırmızı gelincik şurupları yapmak, sizden sevgiden başka
hiçbirşey istemeyen bir köpeğin gözlerindeki o dostluk ve sevgi
ışıltısını görmek ve daha yüzlercesi bir çocuğun yaşamında bir
çok şey öğrendiği unutulmayan anıları arasında yer alabilecek
değerler belki de.
Yaz aylarının gelmesini tıpkı çocukluğumdaki gibi
yine sabırsızlıkla beklerim. Benim için yaşamımın her günü
elimden geldiğince çok özel ve güzel olmalıdır. Yağmur
bulutlarıyla dolu ılık bahar günleri ya da lapa lapa karlarla
dolu soğuk günler de benim için çok eğlenceli ve sıcaktır ; ama
yaz aylarının rengi de ayrı bir güzel. Hele Ocaklar'daki meyve
ağaçlarının yeri bir başka benim için. Yine çok
sabırsızlanıyorum, karadut ağacının dallarından dökülen kapkara
meyvelerinden annemle kocaman bir pasta yapmak için. Onları
dallarından koparıp yerken, o mükemmel lezzetlerine kapılıp
yanaklarımıza bulaşmış ve kollarımızdan akan kıpkırmızı
sularını sadece gülerek hiç umursamamayı özledim. Çam
kozalaklarının sert kabuklarının ardında gizlenmiş o lezzetli
fıstıklara binbir zorlukla ulaştığınızda onun lezzetinin bir
anda herşeyi unutturmasını özledim.
Ağustos ayının sonlarında yüksek tepelerden birinde
yalnız başlarına bizim gelmemizi bekleyen ve büyük bir sevgiyle
bize meyvelerini sunan incir ağaçlarının meyvelerinin o ballı
tadını hayatımda unutamam. Meyveyi dalından yediğinizde çok
daha lezzetli olduğunu söylerler ya, işte Ocaklar bana en
tatlı ve en lezzetli meyveleri sunan verimli topraklara sahip,
çocukluğumdan beri benim tatlı, küçük, masallardaki ülkem oldu.
Sonbahar aylarının gelmesiyle, rüzgar birazcık
soğuk esmeye başladığında ve sizi üzerinizdeki kazağınızdan
başka saracak sıcaklık kalmamısşa eğer Ocaklar'daysanız hiç
üzülmeyin. Her yanınızı zeytin ağaçlarının sevgisi ve sonbaharın
sarılarla turuncularla dolu o büyüleyici ve hüzünlü rengi sarar.
Bahçeler insanlarla doludur, aylarca çiceklenip meyvesini
vermiştir sonunda barışı simgeleyen ve Ocaklar'ı saran zeytin
ağaçları. Ben özellikle o atmosferi yaşamak için iki üç gün de
olsa Kasım ayında koşuyorum Ocaklar'a.
Dalından kopardığınız ya da yerden aldığınız bır zeytin tanesini
elinize alıp dokunmak ve bu çalışmada sizin de küçücük bir
emeğinizin olması düşüncesi çok hoşuma gidiyor.
Bence Ocaklar her yaştan insan için yaşam dolu.
İleride benim de çocuğum tıpkı ailemin bana verdiği o güzel
bilgilerle, bana her zaman yaşattıkları o eğlenceli anlarla ve
yaşam sevinciyle dolu olucak. Çünkü Ocaklar'ın tatlı esintisiyle
yüzünü okşayan havasını içine çektiğinde benim gibi oranın
büyüsünden vazgeçemeyecek. Masmavi denizinden gözünü ayırmak
istemeyecek, yunus balıklarını gördüğünde yüzündeki tatlı
gülücükleriyle, heyecanla dolu küçük sevinç çıglıkları gökyüzünde
danseden bulutlar arasına karışacak.
P. Coelho o kadar güzel söylemiş ki ;
"Yeniden doğmayı bilmezsek, yaşama çocuk
gözlerimizin saflığı ve heyecanıyla yeniden bakmayı başaramazsak
yaşamımızın bir anlamı kalmaz."
Ne kadar büyüsem de Ocaklar bana, felsefenin
temel taşlarından biri olan "hayret etme" yetimi asla unutturmuyor.
Orada gördüğüm, yaşadığım herşey, içimdeki çocuğun gözleriyle
birleşerek, nerede olursam olayım etrafımda durmadan güzel
birşeyler buluyor...Belki de dünyamızda etrafımıza baktığımızda,
zaman zaman eksikliğini hissettiğimiz birşey bu. Geleceğimiz
çocuklarımız ve onların mutlu olması bizlerin elinde. Onların
büyüdüklerinde de yaşama sevinçlerini, heyecanlarını kaybetmemeleri
bizlere bağlı...
Eylül'de, Ocaklar'ın o yemyeşil görkemli
dağları arasında, yeni okulu açıldığında ve koridorlarında neşeyle
gülen yüzleriyle koşan çocukları gözümün önüne getiriyorum da...
Sevgiler...
Arzu Konuk