Arzumcalar:

Arzumca Agustos
Arzumca Temmuz
Arzumca Haziran
Arzumca Mayis

 


Merhaba,

Bu ay, yazımda sevgilerimi özellikle Ocaklar'da yaşayan o tatlı çocuklara göndermek istiyorum. Ocaklar'da yolda yürürken bazen gözlerim onlara takılıyor ve kendi çocukluğumu hatırlıyorum. Onlar oranın havasını soludukları için, okullarının camından denizin maviliğini görebildikleri için, doğanın bütün güzellikleriyle içiçe oldukları için çok şanslılar.

Ben de kendimi çok şanslı hissediyorum, çünkü küçüklüğümden beri küçük büyük bütün tatillerimde, hatta anaokuluna başlamadan önce bile aylarca orada kalıp, çocukluğumun en tatlı anılarını yaşadığım yer Ocaklar. Hala da öyle... Babam, annem ya da kardeşimle yaptığımız küçük doğa gezilerinde o kadar cok şey öğrendim ki. Yağmurdan sonraki toprağın kokusunu, çiceklerin, yaprakların, böceklerin renklerini o kadar çok sevdim ki. Büyük bir heyecanla koşarak bir tepenin doruğuna ulaştığımda ayaklarımın altına serilen o manzaraya aşık oldum, seyretmeye doyamadım karşımda uzanan masmavi denizi, zeytin ağaçlarının yanar dönerli renklerini, yemyeşil çam ağaçlarını... " Duruuuun beni birazcık daha bekleyiiiin "diye aşağıda beni bekleyenlere seslenirken, ya arkamdan şimdi bir yaban domuzu çıkarsa ne yaparım diyen içimdeki minicik korkuyu rüzgarın yüzümdeki tatlı esintisi öyle güzel unutturuyordu ki. Nasıl olsa bir yaban domuzundan nasıl kaçılması gerektiğini biliyorum diye geçiştiriyordum. Sanırım insanın çevresi çok sevdiği şeylerle dolu olunca çok daha fazla cesaretli oluyor ve aklının ucundan kötü şeyler bile geçmiyor. Acaba buna doğanın büyüsü diyebilir miyiz?

Yine çok hoşuma giden bu gezilerden birinde, kanadı kırılmış küçük bir serçeyi babam küçük sepetime koyup getirdiğinde çok heyecanlanmıştım. Ona özenle bakıp, günler geçtikçe onun iyileştiğini görmek o kadar müthiş bir duyguydu ki, ve onu gökyüzüne bırakıp tekrar uçmasını seyretmek.Ya da su kaplumbağalarını susuz kalıp kuruyan küçük göllerinden başka bir göle taşımanın heyecanını yaşamak. Bir yılanın ardında bıraktığı o büyüleyici kabuğunu görebilmek, gelinciklerden kıpkırmızı gelincik şurupları yapmak, sizden sevgiden başka hiçbirşey istemeyen bir köpeğin gözlerindeki o dostluk ve sevgi ışıltısını görmek ve daha yüzlercesi bir çocuğun yaşamında bir çok şey öğrendiği unutulmayan anıları arasında yer alabilecek değerler belki de.

Yaz aylarının gelmesini tıpkı çocukluğumdaki gibi yine sabırsızlıkla beklerim. Benim için yaşamımın her günü elimden geldiğince çok özel ve güzel olmalıdır. Yağmur bulutlarıyla dolu ılık bahar günleri ya da lapa lapa karlarla dolu soğuk günler de benim için çok eğlenceli ve sıcaktır ; ama yaz aylarının rengi de ayrı bir güzel. Hele Ocaklar'daki meyve ağaçlarının yeri bir başka benim için. Yine çok sabırsızlanıyorum, karadut ağacının dallarından dökülen kapkara meyvelerinden annemle kocaman bir pasta yapmak için. Onları dallarından koparıp yerken, o mükemmel lezzetlerine kapılıp yanaklarımıza bulaşmış ve kollarımızdan akan kıpkırmızı sularını sadece gülerek hiç umursamamayı özledim. Çam kozalaklarının sert kabuklarının ardında gizlenmiş o lezzetli fıstıklara binbir zorlukla ulaştığınızda onun lezzetinin bir anda herşeyi unutturmasını özledim.

Ağustos ayının sonlarında yüksek tepelerden birinde yalnız başlarına bizim gelmemizi bekleyen ve büyük bir sevgiyle bize meyvelerini sunan incir ağaçlarının meyvelerinin o ballı tadını hayatımda unutamam. Meyveyi dalından yediğinizde çok daha lezzetli olduğunu söylerler ya, işte Ocaklar bana en tatlı ve en lezzetli meyveleri sunan verimli topraklara sahip, çocukluğumdan beri benim tatlı, küçük, masallardaki ülkem oldu. Sonbahar aylarının gelmesiyle, rüzgar birazcık soğuk esmeye başladığında ve sizi üzerinizdeki kazağınızdan başka saracak sıcaklık kalmamısşa eğer Ocaklar'daysanız hiç üzülmeyin. Her yanınızı zeytin ağaçlarının sevgisi ve sonbaharın sarılarla turuncularla dolu o büyüleyici ve hüzünlü rengi sarar. Bahçeler insanlarla doludur, aylarca çiceklenip meyvesini vermiştir sonunda barışı simgeleyen ve Ocaklar'ı saran zeytin ağaçları. Ben özellikle o atmosferi yaşamak için iki üç gün de olsa Kasım ayında koşuyorum Ocaklar'a.

Dalından kopardığınız ya da yerden aldığınız bır zeytin tanesini elinize alıp dokunmak ve bu çalışmada sizin de küçücük bir emeğinizin olması düşüncesi çok hoşuma gidiyor.

Bence Ocaklar her yaştan insan için yaşam dolu. İleride benim de çocuğum tıpkı ailemin bana verdiği o güzel bilgilerle, bana her zaman yaşattıkları o eğlenceli anlarla ve yaşam sevinciyle dolu olucak. Çünkü Ocaklar'ın tatlı esintisiyle yüzünü okşayan havasını içine çektiğinde benim gibi oranın büyüsünden vazgeçemeyecek. Masmavi denizinden gözünü ayırmak istemeyecek, yunus balıklarını gördüğünde yüzündeki tatlı gülücükleriyle, heyecanla dolu küçük sevinç çıglıkları gökyüzünde danseden bulutlar arasına karışacak.

P. Coelho o kadar güzel söylemiş ki ;
"Yeniden doğmayı bilmezsek, yaşama çocuk gözlerimizin saflığı ve heyecanıyla yeniden bakmayı başaramazsak yaşamımızın bir anlamı kalmaz."

Ne kadar büyüsem de Ocaklar bana, felsefenin temel taşlarından biri olan "hayret etme" yetimi asla unutturmuyor. Orada gördüğüm, yaşadığım herşey, içimdeki çocuğun gözleriyle birleşerek, nerede olursam olayım etrafımda durmadan güzel birşeyler buluyor...Belki de dünyamızda etrafımıza baktığımızda, zaman zaman eksikliğini hissettiğimiz birşey bu. Geleceğimiz çocuklarımız ve onların mutlu olması bizlerin elinde. Onların büyüdüklerinde de yaşama sevinçlerini, heyecanlarını kaybetmemeleri bizlere bağlı...

Eylül'de, Ocaklar'ın o yemyeşil görkemli dağları arasında, yeni okulu açıldığında ve koridorlarında neşeyle gülen yüzleriyle koşan çocukları gözümün önüne getiriyorum da...

Sevgiler...

Arzu Konuk

Bu yazi ile ilgili gorusler



 

  ©Copyright 2000-2007