Ocaklar.com Forum Ana Sayfası
 
    AramaArama      Kullanıcı GruplarıKullanıcı Grupları   Kayıt OlKayıt Ol 
 ProfilProfil   Özel mesajlarınızı kontrol etmek için login olunÖzel mesajlarınızı kontrol etmek için login olun   LoginLogin 

Kadın gövdesinin yeni tanrısı

 
   Ocaklar.com Forum Ana Sayfası -> GÜZEL YAZILAR Yeni Başlık Gönder   Cevap Gönder
Önceki başlık :: Sonraki başlık  
Yazar Mesaj
eftalya
Ocaklar.com Vatandasi
Ocaklar.com Vatandasi


Kayıt: 17 Ksm 2006
Mesajlar: 106
Nerden: İSTANBUL / TAKSİM

MesajTarih: Pts Ekm 13, 2008 10:50 am    Mesaj konusu: Kadın gövdesinin yeni tanrısı Alıntıyla Cevap Ver
Kadın gövdesinin yeni tanrısı


Beş yıl önce sorsalar herhalde "Ben tanımam, hiç görmedim" derdim. Ama artık ben bile estetik cerrahinin tezgâhından geçmiş birkaç kişi tanıyorum. Sanırım bunun sebebi, memleketimizi aniden etkisi altına alan "deviasyon felaketi"!
Türkiye'de son beş yılda ne olduysa birden herkesin burnunda "deviasyon" oluştu. Burnu bandajlı gezen herkes bu bahaneyi mi uyduruyor, yoksa hakikaten memlekette nicedir farkına varılmamış bir deviasyon hadisesi mi vardı da aniden fark edildi?
Büyük bir muamma! Ama burnu bandajlı bir kadın kalabalığı oluyor etrafta nicedir. Genellikle de şubat tatillerine denk geliyor bu deviasyon operasyonları. Yani bir deviasyon, bir deviasyon, sorma! Tabii "açtırmışken" düzeltiliyor da. Benim anlamadığım o büyük acıya nasıl cesaret edildiği.
Hiç burnunuz kırıldı mı? Benim habere giderken bir kez kırılmıştı saçma sapan bir biçimde. Benim "operasyonu" Hacettepe'de akşam namazından dönen tokyolu bir asistan yapmıştı, çelik bir çubukla...
Çok büyük ameliyat acısı bile burun kırığının yanında çiğdem çekirdek kalır. Beyne yakın olduğu için mi her nedense müthiş can yakan bir olaydır bu burun kırılması. Bu acıya neden peki katlanır kadınlar? Nasıl?

Stardan ev kızına
Yoksa kadınların gövdeleri en başından beri bir tanrı için çile çekmeye mi ayarlıdır? Burunlarını kırdıran, memelerini biçtiren, karınlarında hafriyat çalışması yaptıran kadınların, acı çekmeye antrenmanlı olmalı etleri.
Genlerine nakşedilmiş bir gövdeye acı çektirme bilgisi olmalı kadınlarda. Tıpkı eski çağlarda kurban eder gibi gövdelerini tanrılara ya da kapatırken gövdelerini tanrıları için, şimdi de gövdelerini uğruna tarumar edecekleri yeni bir tanrı mı buldular kendilerine? Deviasyon yalanı uydurup çekiçlerin, keserlerin, nacakların altına bu kadar kitleler halinde yatabildiklerine göre...
Çünkü eskiden süper star'ların yaptırdığı bir şeyken estetik ameliyat, artık para biriktiren ev kızlarının, üç kuruşa çalışan trikotajcı kızların bile kalkınma planları dahilinde...
Bir tanrı, yeni bir gövde dini var kadınların gövdelerini isteyen yine.

Var eden memeler
Görünmediğinde yok sayıldığın, yok sayıldığın için de yok olduğun bir dünyada görünmek zorundasındır. Yaşamak için görünmek mecburi. Görünmek için de bakılmak gerekir. Baktırmalısın! Gövde için yeni tanrının gönderdiği yeni kitabın birinci cümlesi bu:
"Önce görüntü vardı!"
Tanrının birinci emri ise "Kendine baktır!" olabilir bu durumda. İkinci emri, "Yaşlanma!". Sonrasını tahmin edersiniz: Şişmanlama! Sarkma! Çizikleri sildir! Yaşadığından hiçbir iz kalmasın suratında!
Çünkü bu yeni dinde, estetik cerrahiyle kendini sistemin tanrılarına kurban eden yeni rahibelerin (!) tanrı ve tanrının gönderdiği erkekler tarafından sevilmesi, dokunulmaya değer bulunması için kemersiz ve kişiliksiz burunları, çocuk doğurmamış gibi yapan karınları, hiç öpülmemiş gibi duran yanakları, şişirilip çektirilmiş memeleri olmak zorunda.
Kadınların artık var olmak için gövdelerine acı çektirmeleri gerek. Yoksa "çirkinliğin" cehenneminde yanarlar. Yapayalnız kalırlar... Güzellik için değil yani var olmak için kadınlar, bıçaklarla karşılaşmak zorundalar...
Bu yüzden yeni dinin yeni ruhban sınıfı olan estetik cerrahlar tarafından bıçaklarla vaftiz edilmeliler. Acı, acıya alışkın kadın gövdelerinden bir kez daha var olmak ve sevilmek için geçmek zorunda...
Yorgun işçi kız gövdeleri bile "aforoz" edilmemek için kendini yeniden acıtmak zorunda!

[email protected]
Başa dön
Kullanıcı profilini gör Özel mesaj gönder E-mail'i gönder
p.n.p215
Ocaklar.com Vatandasi
Ocaklar.com Vatandasi


Kayıt: 09 Hzr 2005
Mesajlar: 220
Nerden: şehitler tepe

MesajTarih: Prş Ekm 23, 2008 8:49 pm    Mesaj konusu: Alıntıyla Cevap Ver
Veşm; hem eziyet, hem de Allah'ın yarattığı güzel sûreti değiştirip bozmak olduğu için çirkin bir harekettir. İnsanları bu kötü işe teşvik eden şeytandır. Cenâb-ı Hak bu durumu şöyle özetliyor: "Şeytan dedi ki: Elbette senin kullarından belli birtakımı alıp onları saptıracağım. Onlara kuruntu kurduracağım, develerin kulaklarını yarmalarını emredeceğim, Allah'ın yarattığını değiştirmelerini emredeceğim. " (en-Nisâ, 4/119) Hz. Muhammed (s.a.s.) "Allah'u Teâlâ dövme yapan ve yaptırana kaşlarını incelten ve güzellik için dişlerini törpüleyip Allah'ın yarattığı şekli değiştiren kadınlara lânet etmiştir. " (İbn Hacer el-Heytemî, ez-Zevacir, Mısır 1970, I, 141) demiştir.

Şâmil İslâm Ansiklopedisi
Başa dön
Kullanıcı profilini gör Özel mesaj gönder
eftalya
Ocaklar.com Vatandasi
Ocaklar.com Vatandasi


Kayıt: 17 Ksm 2006
Mesajlar: 106
Nerden: İSTANBUL / TAKSİM

MesajTarih: Pts Ksm 03, 2008 6:02 pm    Mesaj konusu: Hangi kadınlar yakındır bize, hangi kadınlar uzak? Alıntıyla Cevap Ver
Hangi kadınlar yakındır bize, hangi kadınlar uzak?
Kandırılmış kadınlar



Kadınlara bilhassa mesafeli duran kadınları hep biraz "kandırılmış" bulurum. Biraz "grev kırıcılara" benzetirim onları; biraz komprador! "Hep erkeklerle daha iyi anlaşmamak" gerek...


Kim bilir kaç tane kadın tanıdım "Abi valla ben erkeklerle daha iyi anlaşıyorum" diyen, lafın geri kalanını kadın cinsine sayıp dökerek getiren. Kadınların ne kadar gergin, ne kadar yapmacık, ne kadar "kendisi gibi değil" olduğunu anlatan kaç kadın...
İşyerinde "en çok kadınlara" gıcık olan, en çok kadınlarla yarışan, en çok onları yok etmeye çalışan kaç kadın tanıdım, tanıdınız kim bilir? Bütün kadınlardan uzak durmanın en iyisi olduğunu düşünen, buna bütün kalbiyle inanmış kadınlar... Doğrusu ya, ben de yıvış yıvış bir "kız kardeşlik kulübünün" destekçisi sayılmam. "Yediğimiz içtiğimiz ayrı gitmez" derecesindeki kaynaşmaları hep biraz hastalıklı bulmuşumdur. Zira:
Yokluğuyla öldüren ilişkiler, varlığıyla da süründürür! (Bunu yazın bir kenara. İstediğiniz ilişkinizde test edin.)
Fakat kadınlardan bilhassa mesafe alan kadınları da hep biraz "kandırılmış" bulurum. Biraz "grev kırıcılara" benzetirim onları; biraz komprador! Ezilen bir "ırkız" biz nihayetinde, o kadar da "beyaz adam" olmamak, "hep erkeklerle daha iyi anlaşmamak" gerek...

Astronot olur muyduk?
Çünkü inanıyorum ki kadınlar olarak bizim erkeklere yaptığımız yatırımı kadınlara yapsaydık hepimiz en azından astronot olurduk! Düşünsenize, erkekleri aldığınız kadar alttan alsanız, onlara yaptığınız kadar kardeşlik, ablalık, hemşirelik, annelik veya asistanlık yapsanız... Eminim bu yazıyı okuyan kadınların hepsi en az bir erkeğe büyük duygusal ve fiziksel yatırımlar yapmışlardır. Eminim bu yazıyı okuyan bütün kadınların hepsi o yatırımları kendilerine yapabilselerdi şu anda, bu cümleleri okurken "Ah! Ah!" diyor olmazlardı. Azizim, (kadınlarla konuşuyorum şimdi) erkekler alışırlar. Sen bu kadar Florence Nightingale olmasan da, sigaralarının uzayan külüne tabla yetiştirmeye çalışmasan da, her şeyi mükemmel yapmasan da alışırlar... Alışamayan da zaten... Neyse...
Benim de gıcık olduğum kadınlar yok değil elbette. "Kariyer de yaparım çocuk da" baskısı altında bütün "temiz ödevlerini" mükemmelen tamam edip ondan sonra da köpüklü kahve yapıp abilerden bir "tek taş" koparmak için ölçülü gülümsemesiyle manikürlü ellerini denk düşüren kadınlar en sevdiğim kız kardeşlerim değildir elbette. Pek yakın hissetmesem de en berbat melodramların da o kadınlardan çıktığını bilirim. Benim kadınlar hakkında bildiğim en önemli mesele de budur zaten:
En berbat hikaye en kusursuz görüneninden çıkar!
Kadınları bu yüzden severim. Hikayelerini sevdiğim için, hikayelerini merak etmeye değer bulduğum için...
Başa dön
Kullanıcı profilini gör Özel mesaj gönder E-mail'i gönder
eftalya
Ocaklar.com Vatandasi
Ocaklar.com Vatandasi


Kayıt: 17 Ksm 2006
Mesajlar: 106
Nerden: İSTANBUL / TAKSİM

MesajTarih: Pts Ksm 03, 2008 6:11 pm    Mesaj konusu: Kızları baştan öldürelim! Alıntıyla Cevap Ver
Kızları baştan öldürelim!


Üniversite öğrencilerini parçalamayı bilen devletimiz niye o "kutsal köteğini" memleketimizin ensestçilerinden ve tecavüzcülerinden esirgiyor acaba? Tecavüzcülerin, kadın katillerinin "hutbe şefkatiyle" okşanması niye?


İsmi de bir tuhaf: Güldünya! Gülecekmiş gibi, dünya yüzü görecekmiş gibi... Ne güldü, ne dünya gördü. Akrabası tecavüz etti, "murdar" oldu. O "murdar etten" bir bebek doğdu. Kaçtı, kurtulamadı. İki cahil, öküz erkek, hayatta başka bir halta yaramayacakları için ve şanlı Türk erkeği tarihine geçmek üzere onu öldürdüler. Şimdi devletimiz "Bu halk ancak hacı - hoca lafı dinler" mantığıyla Diyanet İşleri Başkanlığı'nı görevlendirdi "cesedi aklamakla". (Tıpkı Batman'da kızlar, erkek faşizmine dayanamayıp intihar etmeye başladıklarında konuyu aydınlatmak üzere Diyanet'ten yetkililerinin gönderilmesi gibi bölgeye!)
Bugünden itibaren bakanlar filan "murdar etin çocuğuna" sahip çıkmak için yarışıyorlar. Sanki onları meclise taşıyan aşiretler ve seçmenler arasında namus cinayeti işlenmiyor, kendi kızlarına tecavüz edenler başka bir ülkede yaşıyormuş gibi. Sanki onlar "ensest manyağı" bir ülkenin bakanları değillermiş gibi. Büyük yalanlar zinciri üzerinde duruyor bu ülke... Ve şimdi Diyanet İşleri Başkanlığı "töre cinayetleriyle" ilgili "önleyici hutbeler" hazırlıyor.

Kızları baştan öldürelim!
Benim şahsen bir hutbe teklifim olacak. Gerçekçi bir hutbe. Şimdi bu dişiler, memeleri çıkıp da kalçaları yuvarlanmaya başlayınca erkeklerin kafası karışıyor. Aslında erkeklerin kafası karışması için çoğu zaman bunlara da gerek yok, kızın alçak bir tabureye oturtulup ayağının yere değdirilmesi yeterli sayılıyor. Velhasıl, bu kadınlar toplumun başına her daim bela. O yüzden bence "gerçekçi hutbe" şu konuları işlemeli:
Kız çocukları doğar doğmaz öldürülsün! Çünkü onlar sonra kadın oluyor! Onları öldürmek hem ülke ekonomisine gelecek manasız zararı (çünkü bunlar büyüyor, yiyor içiyor, sonra zaten öldürmek zorunda kalıyoruz, bari baştan paramız gitmesin) önlemiş oluruz, hem de akrabalarımız onlara tecavüz ettiğinde çıkacak tartışmalar yapılmamış olur. Ayrıca kız çocuklarının büyürken geliştirdikleri, yaşayacaklarına, insan olduklarına, hakları olduğuna ilişkin manasız yanılgıları da başlanmış önlenmiş olur.

Kafeste büyütünüz!
Şimdi diyelim ki, bebeğin canına kıyamadınız. Olur, insanlık hali! O vakit, bu kız bebekleri en baştan bir kafesin içine kapatmanız en iyisidir. Onlara okuma yazma öğretmemeli, her ses çıkardıklarında dövmeli, sindirmeli ve onlara insan olmadıklarını iyice belletmelisiniz. Bu onların daha sonra "insan gibi yaşamak" talebini engelleyecek, başınızı ağrıtmalarını önleyecektir. (Dişi, zamanı geldiğinde kafesiyle birlikte evlendirilebilir.) Ey hutbe dinleyicisi! Bunlar sana tuhaf gelmesin. Zira yaşananların net ve sarih bir ifadesidir. Yani madem bunlar yapıyorsunuz, bari adını koyalım! Zamandan, enerjiden kazanalım.
Yukarıda okuduğunuz hutbe zaten yaşanmakta olanın yazılı halidir. En küçük bir abartı yoktur ve yaşananlara bakılırsa dinen de son derece caizdir! Zira sorsanız bunları yapanların hepsi (Elhamdülillah!) Müslüman'dır.
Devlet bey, yalan söylemesin!
Devlet de sivil toplum örgütleri de bal gibi biliyor ki, son yıllarda Anadolu'ya akan sosyal yardım projelerinin, sosyal eğitimlerin tamamı kadınlara yönelik. Kadınlar bilinçlendirilip duruluyor. Ne işe yarıyor bu? İktidardaki erkek hâlâ aynı erkekse ve kurulu düzeni sürdürmek için bütün meşru ve gayrımeşru silahlar onun elindeyse belki de bu bilinçlendirme operasyonları sadece kadınların daha fazla acı çekmesine neden oluyor. O ana kadar ezilmenin doğal olduğunu sanan kadınlar bu kez hakları olduğunu öğreniyorlar. "Hadi bakalım" diyorsunuz kadınlara yani "Şimdi haklarınızı alın erkeklerden!" Oysa birileri de erkekleri eğitmeye cesaret etse... Üniversite öğrencilerini parçalamayı bilen devletimiz niye o "kutsal ve eğitici köteğini" memleketimizin ensestçilerinden ve tecavüzcülerinden esirgiyor acaba? Tecavüzcülerin "hutbe şefkatiyle" okşanması niye? Yalandan oyalanmayın beyler, herkes, her şeyin farkında!

ece temelkuran
Başa dön
Kullanıcı profilini gör Özel mesaj gönder E-mail'i gönder
eftalya
Ocaklar.com Vatandasi
Ocaklar.com Vatandasi


Kayıt: 17 Ksm 2006
Mesajlar: 106
Nerden: İSTANBUL / TAKSİM

MesajTarih: Çrş Oca 14, 2009 3:38 pm    Mesaj konusu: Cinsel açlığın adı namus mu? Alıntıyla Cevap Ver
Cinsel açlığın adı namus mu?
Türkiye’de haftanın ilk günü, iki “namus” cinayeti işlendi, biri de yarım kaldı: Bir koca kendisini aldattığını sandığı karısının üstüne “taammüden” tavada kızdırdığı yağı döktü, ardından 18 yerinden bıçakladı, ama öldürmeyi “başaramadı.” Buna karşın, türbanlı Nurgül Akın cep telefonuyla sevgilisiyle mesajlaştığı için önce telle boğulularak öldürüldü, ardından yakıldı. Türbansız Goncagül Köseoğlu da sevgilisi İsmail Urcan’la birlikte, “aile meclisi” kararıyla sokak ortasında infaz edildi.

Tek günde üç ailenin namus temizlediği, zaten kesat günlerde bile en az bir namus temizleyip diğerlerinin tozunu döverek alan bir toplumda, doğrusu kallavi olduğunca yaygın namus beklenir değil mi?

Ne gezer.

Namusu belden yukarı düşünsek, bu ülkede haksızlık, hırsızlık ve yolsuzluk yoğunluğu, nüfusa oranla bir metre kareye düşen yağmurdan fazla.

Namusu belden aşağı kabullensek, bakıyorum, infazların son on yıldır katlanarak yükselen hızı, namussuzluğun ivmesine yetişemiyor. Demek ki ortada temizlene temizlene bitirilemeyen bir namus kirlenmesi var ve ölüm cezasına rağmen artıyor. Bu durum gerçekten tuhaf. Üzerinde düşünmek gerekiyor.

***

Türkiye’de “aile meclisi” kararıyla işlenen cinayetleri topluca düşünürsek, töre dedikleri olgunun iki parametresi değişmiyor:

Bir, Türkiye’de namus yalnızca kadında var. Ancak tüm ailenin sayılıyor. İki, namus kiri daima kadının ağabeyine ya da erkek kardeşine temizletiliyor. Bu temizlikçi, namusu kirlenen kız kardeş kadar, mümkünse, ona yardımcı olan adamı da gebertiyor.

Oysa namus temizliğine karar veren aile meclisini doğuran analar da kadın. Hiçbir annenin, “suçu” ne olursa olsun kızına “gebersin,” oğluna da “gebertsin” diyebileceğini sanmıyorum, sanmak istemiyorum. Kızlarının infazına, oğullarının da infazcılığına salt erkekler karar verse bile, nasıl oluyor da analar, kaplan gibi atılmıyor kocaların, oğulların üzerine evlatlarını korumak için; tırmalamıyorlar yüzlerini gözlerini, kendi göğüslerini bağırlarını paralamadıkları kadar?

Bu vahşeti cehaletle açıklayamayız, cehalet vahşetse, neden vahşi hayvanlarda bile “analık” şefkati var?

Yoksa, bu kadınlar yavrusunu korumak için kendisini feda eden hayvanlar kadar bile mi “ana” olamıyorlar?

Hayır, olamıyorlar. Neden olamadıklarına gelince, işte orada bu korkunç törenin ve zaten toplumsal şiddet eğilimini doğuran mekanizmanın “can alıcı” noktasına varıyoruz:

Namusu kadınların uçkuruna bağlayan töre, temelinde ve günümüzde bile çok karılı, tek kocalı bir aile yapısı. Çocukların babası bir, zaten ailenin reisi, ama hepsi aynı anadan değil ve anaların “davar gibi” alınıp, davardan farksız kullanımları, çokluğun değersizliğine eklenince, elbette sözleri geçmiyor.

Bin yıldır öyle bir genetik bellek oluşmuş ki, bu kadınlar zaten “kocasının emrine itaat,” bakmamaya, görünmemeye, konuşmamaya koşullu ve kölelik konumlarını sorgulamaları yasak. Elbette ne kız, ne erkek zaten üzerinde söz sahibi olamadıkları çocuklarına, kendilerinde olmayan isyan duygusunu, haksızlığa karşı çıkma güdüsünü aşılamıyor, onları bildikleri yegâne yol “itaat”e, ezilmeye koşulluyor, töreyi sürdürüyorlar.

Ancak dört karı almaktan bekârete, tesettüre, kaç göçe, itaate uzanan ve kadının tutsaklığına örülen eziklik kafesi, erkeğin üstüne de kapanıyor.

Erkekler, kadın uçkuruna bağladıkları namus zihniyetiyle, aslında kendilerini de içgüdüsel açlığa, tatminsizliğe, hatta cinsel beceriksizliğe mahkûm ediyorlar. Kızların namusu, onların da yaşamını karartıyor ve kendilerine yasak cinselliği tadanlara karşı besledikleri kin, “namus temizliği” adı altında öldürmelerini kolaylaştırıyor. Aslında her namus cinayetinin altında bir intikam var: Töreye baş kaldıramayan ezik kafanın, imrendiği cinsellikten aldığı intikam.

Bu söylediklerimin kanıtı, Türkiye’de namus cinayetlerinin, toplumun dindarlaşması ve muhafazakârlaşmasına doğru orantılı artışıdır.

Kocaya ihanetin ya da cinsel özgürlüğün cinayet gerekçesi olmadığı toplumlara bakınız, ne demek istediğimi anlarsınız.

mine kırıkkanat-vatan
Başa dön
Kullanıcı profilini gör Özel mesaj gönder E-mail'i gönder
Mesajları göster:   
Yeni Başlık Gönder   Cevap Gönder    Ocaklar.com Forum Ana Sayfası -> GÜZEL YAZILAR Tüm saatler GMT +2 Saat
1. sayfa (Toplam 1 sayfa)

 
Forum Seçin:  
Bu forumda yeni konular açamazsınız
Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz
Bu forumdaki mesajlarınızı değiştiremezsiniz
Bu forumdaki mesajlarınızı silemezsiniz
Bu forumdaki anketlerde oy kullanamazsınız