Ocaklar.com Forum Ana Sayfası
 
    AramaArama      Kullanıcı GruplarıKullanıcı Grupları   Kayıt OlKayıt Ol 
 ProfilProfil   Özel mesajlarınızı kontrol etmek için login olunÖzel mesajlarınızı kontrol etmek için login olun   LoginLogin 

İÇİMDE ÖĞRENCİ GÜLÜŞLERİ

 
   Ocaklar.com Forum Ana Sayfası -> Öğretmen Evi Yeni Başlık Gönder   Cevap Gönder
Önceki başlık :: Sonraki başlık  
Yazar Mesaj
Robin_Hood
Ocaklar com vatandasi Robin_hood


Kayıt: 24 Eyl 2001
Mesajlar: 768
Nerden: Black White Erdek

MesajTarih: Çrş Eyl 07, 2005 12:04 pm    Mesaj konusu: İÇİMDE ÖĞRENCİ GÜLÜŞLERİ Alıntıyla Cevap Ver
İÇİMDE ÖĞRENCİ GÜLÜŞLERİ

" Öğretmenlik toplumun iki adım önünde olmak demektir." Ne güzel; hemen söyleniverilir ve kendi kendine bir pay çıkarmaya çalışılır.
Neden iki adım?
Birinci adım eğitimdir.
Öğretmen her şeyi "bilen", ansiklopedik başvuru kaynağı değil; zaman, bilim ve kaynakla öğrenci arasında bir köprüdür; kaynağa giden yollardan sadece bir tanesidir. Öğrenciyi "yönlendiren" değil; yön bulabilmesi için, onun özgürce, kendi düşünme ve seçme ortamını yaratmasına, yardımcı olandır. Salt bir pencere açıp, oradan kendi doğrularına baktıran değil; tüm pencerelerden dört bir yana, bakış açısı zenginliğiyle doyurandır.
Eğitim, çağı yakalama çabasıyla özdeştir.
Gözleri doğuştan kör birine, her zerresiyle bir ağaç nasıl anlatılır, nasıl canlandırılırsa beyninde, öylesine ince ve hassas atılmalı eğitim ilmikleri. Çağı yakalama çabası, karanlıktan sakındırırken parlak bir aydınlıkla kör etmemeli gözleri.
Bir şeyi görmek, onu yaşamaktan geçer. Atatürk'ü yaşıyorsak, 75 yıl öncesinden bizi yakalayan, bir ışık hızıyla bizi aşıp çağdaş uygarlığa ulaşan tensel varlığı görmemize gerek kalmaz; O' nu görmek, O' nun ulaştığı evrensel değerlere talip olmaktan geçer.
Eğitim, çağı yakalama çabasıyla özdeştir.
Bu anlamda çağdaşlık, sınıfta zorunlu örneklemeler dışında, öğretmenine "geçmişten ders vermek" mazeretiyle eski sayfaları çevirttirmemelidir. Öğrencisinin, öğretmeninden "Bizim zamanımızda......" diye başlayan öyküler dinlediği sınıflarda, o öğretmenin çağdaşlığından söz edilemez. İlk gençlik döneminin özgün ve uçarı belirtilerini, şiir ve davranışlarıyla dışa vuran öğrencilerin ilk sevgi ve taşkın davranışlarına "öcü" gözüyle baktırıp; okul disiplin kurulunu, "umacı" gibi çocuğun karşısına dikmek; veya bir kenara çekip salt kendi doğrularınca beylik öğütler vererek; öğrencide potansiyel suçlu veya hastalık tohumları ekmeye çalışan öğretmenin çağdaşlığından da söz edilemez.
Basın-yayın ve tekniğin, öğrenci için öğretmeninden daha etkili olduğu çağımızda; öğrencisinin evindeki televizyonu velisi yoluyla kapattırmak, anlamsız bir eleştirmen edasıyla kendince film yargılamalarında bulunmak; bilgisayar oyunlarını salt kumar benzetmesiyle yasaklamak, öğrenciyi kendi çağının ürün ve yansımalarıyla, bilinçsizce, önyargılı bir savaşa sokmaktır.
Eğitim sürecinde "iyi öğrenci, kötü öğrenci" ikilemi, "Eğitim, kitlesel değil; bireyseldir." ilkesiyle, bizi karşı karşıya getirir. Amaç, çoğulda tekile ulaşmaksa eğer; yüzlerce, yüz binlerce eli olmalı öğretmenin. Uzatmalı, sıcak ve berrak; annece, babaca, çağdaş, aydın ve Atatürk'çe uzatmalı ellerini; kendinden emin ve emekle...
Karanlığa inat küçücük gevrek dudaklarında kocaman aydınlık yürekleriyle, minik gülücükler dağıtan öğrenci siluetleri olup çıkar. Ve ışık yumağı olur; ve aydınlık bir ışık balyozu olur, iner karanlığın böğrüne böğrüne ...
Öğretmen, kendi çağında yaşamayı "tecrübe" savıyla, sürdürmeye çalışırsa; öğrencisinin gerisinde kalır. Hiçbir zaman kendi doğrularını, "değişmeyen tek şey değişimdir" ilkesine inat, bilimin "mutlak doğruları" ndan üstün tutmamalıdır.
İkinci adımın başladığı yer, öğretmenin kendini nasıl yetiştirip çağı yakalayacağı; dahası çağın ötesine nasıl geçeceğidir; ki bu da öğretmenin kendisi ve öğretmenliği arasındaki zorlu mücadelesinin ilk basamağıdır.
Elbette, öğretmenlik, 45 dakikalık ders saatiyle sınırlı olmamalıdır. Kutsal olan, salt sınıf içi öğretmenlik mesleği değil, yaşamın her dilim ve boyutunda sınıfta veya dışarıda, öğretme işlevidir.
Kitap ve dergi almamayı, ekonomik sıkıntıyla perdelemek, kitap ve dergiye harcanacak paranın daha güzel(!) yerlerde harcandığını gösterir. Ayrıca "okuma kabızlığı" mazeretinin de öğretmenlik ruhuyla bağdaştığını sanmıyorum. Öğretmen okumuyor diye, yazar, şair ve araştırmacılar, yazmalarına ara vermez... Asıl tehlike(!) öğretmeninden bir fazla kitap okuyan öğrencidir ki; bu da öğretmenin öğrencisine ulaşmasını olanaksız kılar.
Ne mutlu öğretmenini aşabilen öğrenciye.
Ve yine, ikinci adım:
Öğretmenin kendisiyle olan savaşıdır; saplantılarıdır. Zamanla her gün yinelediği ve kendini yapmak zorunda kıldığı, kalıplaşmış, tekdüze hareketleridir.
Çağdaş, Atatürkçü öğretmenlik bir devinimdir. Meslek değil; bir yaşam biçimidir.
Bu devinim sırasında çeşitli bahanelerle, ama sistemli olarak, gazino ve birahanelere; yine her okul çıkışı, bir spor kulübünün holiganları gibi, oyun ve ganyan masalarına toslarsak, sanırım kendimizi aşmak için, bir hayli ter dökeriz.
Tevfik Fikret' in dediği gibi:
"...
Önüm çakıl diken dolu
Dimdik bir yokuş
Ama inadım inat
Dayan yürek dayan der."

Öğretmen bu yolda yürürken, arkasındakileri sürekli denetlemeli; önünde yürüyenler arkasındakilerden çoksa, olduğu yere çöküp bir güzel düşünmelidir.
Şayet en önde çağdaş insanla, aydınlığa ve bilime yürüyorsa, işte o zaman öğretmen toplumun iki adım önünde demektir.
Öğrenci ve insan sevgisi o zaman boy atar içimizde; iyisiyle, "kötü" denileniyle, güzeliyle, "çirkin" denileniyle, öznel ve nesnel, her şeyiyle sıcak bir sevgi kaplar içimizi.
O zaman, içindeki "güzel"i göstermek için, "kötü" denilene el uzatılır. İşte bu aşamada hüner: öğretmek değil, açığa çıkarmaktır. Ancak bu şekilde kendisi ve çevresiyle çatışmaya girmiş öğrenci, öğretmenini görür; sarılır ve özleşir.
Ve o zaman, öğretmen elindeki keskiye sevgi ve hoşgörü çekiciyle öyle vurur ki; her yanı güneş çiçekleri sarar.
Ve yine her yanı güneş çiçekleri, kasımpatılarıyla bezer; söğüt dallarında iğde kokuları, kayısılar, hanımelleri, zamanın ve çağın her köşesinde, çağ ile arkadaş ve aydınlık Atatürk çizgisinde öğrenci gülüşlerine döner.
Ve yine adı, "sevgi" olur; "insan" olur, doğacak yeni öğrencilerin...
Yüreklerine bilgiyle, emekle nakışlanırsa sevgi, tüm öğrenciler çiçek tomurcukları gibi gülücüklerle açarlar ve umutla bezenir öğretmenin yüreği...
İşte o zaman sevgi yumağı olur düşlerimiz


http://www.erdekogretmenevi.com/
( erdorum acaroğlu'ndan)
Başa dön
Kullanıcı profilini gör Özel mesaj gönder Kullanıcının web sitesini ziyaret et
anabel
Misafir





MesajTarih: Çrş Eyl 07, 2005 4:09 pm    Mesaj konusu: Alıntıyla Cevap Ver
çok güzel yaa.... enderun bey yine döktürmüş...
çok ilginç, öğretmen her zaman örnek kişi olmalıdır ya... bugün toplantı yapıldı ve tüm llçedeki öğretmenler bir araya geldi. ama çok garip bir hüzün kapladı beni... neden mi??? bir müfettiş itinayla tüm kelimelerini seçerken ve herkese çok içten hitap ederken, salondaki öğretmenler vıdır vıdır konuşup dikkate bile almadılar. onu bırakın -cep telefonu çalınca arkasına bakıp ters ters bakan öğretmen, 5 dakika sonra son ses çalan kendi telefonuna kim arıyor diye görmeyen gözleriyle uzun uzun bakıp, tüm salona müziği dinletip, sonra da bişey olmuyormuş gibi sesli sesli salonda konuşuyordu. çağdaş bir öğretmen insan ilişkilerinin nasıl olması gerektiğini de bilmeli ki- bilmiyorlar. eleştiri yapılmadığı için - ki türkiye de eleştiri yook biliyorsunuz- herkes aynı tas aynı hamam...

bunlara rağman ben kibarlığımı bozmayıp dürüst olup hakkım olan bişey rica ettiğim için bana verilmedi... tabi, onların anladığı dil, onların dili olmalı, emrivaki olmalı belki. ilk hayal kırıklılığımı yaşadım burda. yeni öğretmen oldum ama henüz öğrencilerimle tanışmadan yanlış anlaşılmanın hüznünü yaşıyorum.

ama öğretmenlik zor olmasına rağmen, herşeye inat en iyi olacağım!!!!
Başa dön
Robin_Hood
Ocaklar com vatandasi Robin_hood


Kayıt: 24 Eyl 2001
Mesajlar: 768
Nerden: Black White Erdek

MesajTarih: Çrş Eyl 07, 2005 9:12 pm    Mesaj konusu: Alıntıyla Cevap Ver
Eğitmenli zor zanaat hocam...
Başarılar...
Sen iste yeter ki
Olursun....
Başa dön
Kullanıcı profilini gör Özel mesaj gönder Kullanıcının web sitesini ziyaret et
Hp
Misafir





MesajTarih: Çrş Eyl 07, 2005 9:48 pm    Mesaj konusu: Alıntıyla Cevap Ver
of ya of ! insanlar evden çıkarken, nezaketi neden evde bırakırlar ki...

bi laf vardır SENİN ANLATABİLDİĞİN KARŞINDAKİNİN ANLAYABİLDİĞİ KADARDIR ..atalarımız boş konuşmamışlar!
Başa dön
errudo
Ocaklar.com Vatandasi Errudo
Ocaklar.com Vatandasi Errudo


Kayıt: 01 Arl 2001
Mesajlar: 59
Nerden: ERdek

MesajTarih: Sal Eyl 20, 2005 9:48 pm    Mesaj konusu: Alıntıyla Cevap Ver
candost Robin, alıntıyı burada görünce çok duygulandım
"şiir yazana değil okuyana aittir" derler
yukarıdaki alıntıyı diri tutan senin oylumlu ve insancıl bakışın...

teşekkür ederim. e.acaroğlu

http://www.erdekogretmenevi.com
Başa dön
Kullanıcı profilini gör Özel mesaj gönder E-mail'i gönder Kullanıcının web sitesini ziyaret et
Sabriye
Ocaklar com Ablası sabriye
Ocaklar com Ablası sabriye


Kayıt: 27 Şub 2005
Mesajlar: 673
Nerden: Toronto, Canada

MesajTarih: Prş Ekm 20, 2005 9:01 am    Mesaj konusu: icimde ogrenci gulusleri Alıntıyla Cevap Ver
Hepimiz Robin-Hoodun hayalindeki "INSAN"olsak ne mutlu bize.
Anabel toplantida yasadiklarina senin kadar bende uzuldum,sen ogretmenlerin en guzeli ,en unutulmiyani olacaksin buna eminiz.
errudo bey,Acaroglu soyadinizi gorunce birden hislendim.Nedenmi?Benim ilkokulda hic unutamiyacagim ogretmenimin ismi `Fahriye Acarogluydu.52_55senesi Ankarada.Acaba bir akrabaliginiz varmi merak ettim. Saygilar.
Başa dön
Kullanıcı profilini gör Özel mesaj gönder
Mesajları göster:   
Yeni Başlık Gönder   Cevap Gönder    Ocaklar.com Forum Ana Sayfası -> Öğretmen Evi Tüm saatler GMT +2 Saat
1. sayfa (Toplam 1 sayfa)

 
Forum Seçin:  
Bu forumda yeni konular açamazsınız
Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz
Bu forumdaki mesajlarınızı değiştiremezsiniz
Bu forumdaki mesajlarınızı silemezsiniz
Bu forumdaki anketlerde oy kullanamazsınız