Ocaklar.com Forum Ana Sayfası
 
    AramaArama      Kullanıcı GruplarıKullanıcı Grupları   Kayıt OlKayıt Ol 
 ProfilProfil   Özel mesajlarınızı kontrol etmek için login olunÖzel mesajlarınızı kontrol etmek için login olun   LoginLogin 

Kara Yıllar

 
   Ocaklar.com Forum Ana Sayfası -> GÜZEL YAZILAR Yeni Başlık Gönder   Cevap Gönder
Önceki başlık :: Sonraki başlık  
Yazar Mesaj
sedef
ADMİN
<b>ADMİN


Kayıt: 27 May 2001
Mesajlar: 4294
Nerden: OCAKLAR

MesajTarih: Sal Ksm 03, 2009 3:17 pm    Mesaj konusu: Kara Yıllar Alıntıyla Cevap Ver
İlkokul arkadaşım sayın Sedef kandemir'den alıntı...

Kara Yıllar



Kapkara yıllardı zaman, o zamandan arta kalan seyredilmeğe değer tek anı; rengârenk, kurumuş sonbahar yapraklarıyla kaplanmış bir okul yoluydu.

Okul binasının çatısından aşağı bakıldığında, bahçede yer alan kara öbeklerden ibaretti görüntümüz sanırım. Onca kalabalığın içinde kaybolurdu minik bedenlerimiz. Masumiyetimizi, sevincimizi, çocukluğumuzu evde bırakıp, yeni bir yapılanmaya doğru götürüldük, elimizden tutulup.
Kurbanlık kuzulardan farkımız yoktu, habersizdik neler olup biteceğinden ilerdeki yaşamımızda.

-Yitik Yıllar İlköğretim Okulu’nun- kapısından içeri tıkıldık. “Öğretmenin senin annen, baban sayılır sana yaşamı öğretecek” denildi. “ Seni çok sevecek öğretmenin”

Otur, dur, konuşma, kıpırdama, sus, dokunma ve sakın soru sorma diye öğretildiğinde, üstelik suskunsak haddinden fazla, sevilecektik. Hayal kurmamayı becerebilen ise kaymaklı tatlı sayılırdı…Öğretmeninin ağzından çıkan her sözü, ona aynen iade edebilirsen pekiyi denirdi sana…Pekiyi benim çocuğum.

Doktor, mühendis olamayacaksan, adam sayılamayacağının kafana adeta çakıldığı yıllardı.
Kapıcı çocuklarıyla oynamaman gerektiğini öğretirlerdi önce, kim daha pahalı kalem ve silgi alıyorsa cici çocuk olurdu, onlarla iyi geçinmeyi öğrendiğimiz yıllardı. Dört bir yanımızın düşmanlarla çevrili olduğunu öğrenirdik ardından..

Dünyanın güneşten kopup, soğuduğunu öğrettikleri, unutursan, bilemezsen ya da “hadi ya sanmam” dersen yetinmeyip, sınıfta bırakılacağın yıllardı.
Müzik kulağı olmayanlara zorla mandolin çaldırıldığı, çizgi çizemeyenlere natürmort yaptırılıp, sonra tahtaya asıp yapılanı, sınıftan gülmesi beklenilen yıllardı
.
Amerikan yardımı olarak gönderilen süt tozundan yapılmış, ayran, süt adı altında iğrenç tadı olan bir sıvıyı içmeği reddettiğinizde veya kustuğunuzda cezalanacağınız yıllardı.

Yerli malı Türk’ün malı, her Türk onu kullanmalı diye haftalar düzenlenen, evden getirmeniz istenen yerli malı yiyecekleri, öğretmenlerin karşınızda yediğini seyrettiğiniz yıllardı. Tüketimin dik alasını yaşadığımız yıllardı.

-Gazel bir sonbahar yaprağıdır; dediğinizde, sizinle alay eden ve diğer çocuklarında bu alaya katılmasını bekleyen öğretmenler çıkabilirdi karşınıza.

Onbeş yaşında Emili( jean jacques rousseau) okumaya çalışıp çoğunu anlamasanız da anladığınız kadarı ile 10 kişilik bir grubun ödevini hazırlayıp ardından tevazu gösterip son paragrafı siz sunmuşsanız, diğerleri 10 alırken size 5 puan verilebilirdi.

Öğretmenin gerekçesi; 45 kişiyi nasıl tanıyayım olurdu çoğu kez. Bu yüzden; bir apartman dolusu insanı tanıma becerisi (hatta mahalle bile olabilir bu ) gösteren , onlar hakkında her şeyi bildiklerini öne sürüp, ileri geri konuşabilenleri öğretmen yapmalı diye düşünmüşümdür.



İngilizce öğretmeni ile arkadaşınızı aşağıladığı gerekçesi ile tartışırsanız eğer, daha çok aşağılanıp sınıftan kovulurdunuz, koridorda ağladığınızda iyi kalpli biyolojici size köprüyü geçene kadar ayıya dayı demenizi öğütlerdi o yıllar…

Öğretmenlik iyi meslek, tatili bol, devlet güvencesinde maaşı da var, doktor, mühendis olamadı bari öğretmen olsun zihniyeti ile öğretmen olanların, kendisine ne öğretildiğini sorgulamadan öğretmeye programlandırılanların kurbanlarının sayısının çok olduğu yıllardı.

Meslek edinmeyi zengin olmaya açılan bir yol olarak gören ve bunun için çeşitli icatlarla çocukları bugünlere hazırlayan ( özel dersler, dersaneler) sistemin kurumlarına eleman yetiştirilen yıllardı.

Her türlü tozu, kiri gösteren kara önlüklü ( ki sene sonunda yazılıp silindikçe boz bir bulamaç rengini alan karatahtaya dönerdik ) çocukların, kara gözlü, kara yazılı çocukların, çığlıklarla sınıfı boşalttıkları ve beş dakikalık özgürlüklerini pis tuvaletlerde harcadıkları dakikaları görmezden gelirsem eğer, nostaljiye değer; meşe ağaçlarından dökülmüş sarı, turuncu, kahverengi yaprakların süslediği sokaklar geliyor aklıma, üzgünüm. Birde sığırcık kuşlarının cıvıltıları ki çok güzeldi Namık Kemal İlkokuluna doğru giden yol, Ankara’dan kalma Eylül hüznü o yıllardan armağan sanırım.

( İlkokul Öğretmenimin dışında tüm öğretmenlerimin adını unuttum diyebilirim. Yüzleri ise aklımdan gitmiyor. Bağırmaları, küçümsemeleri, sevecenlikleri, umursamazlıklarıyla anılarımdalar. Lakaplarıyla anıyorum zaman zaman. İlk öğretmenim Muzaffer Yücesoy’u ise sevgiyle anıyorum, her ne kadar üçüncü sınıfta, emekli olup unutulmaz bir hüzün bırakdıysa da, gerçek bir öğretmendi. Yıl boyu kitapçıklarla, dergilerle ödüllendirirdi hepimizi. Onun yerine gelen öğretmenin, Muzaffer Hanım için ağladığımı görünce beni dövmesini hiç anlatmayayım, bu yazı bitmez Jülideciğim.)

Sedef kandemir
Başa dön
Kullanıcı profilini gör Özel mesaj gönder E-mail'i gönder Kullanıcının web sitesini ziyaret et MSN Messenger
Mesajları göster:   
Yeni Başlık Gönder   Cevap Gönder    Ocaklar.com Forum Ana Sayfası -> GÜZEL YAZILAR Tüm saatler GMT +2 Saat
1. sayfa (Toplam 1 sayfa)

 
Forum Seçin:  
Bu forumda yeni konular açamazsınız
Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz
Bu forumdaki mesajlarınızı değiştiremezsiniz
Bu forumdaki mesajlarınızı silemezsiniz
Bu forumdaki anketlerde oy kullanamazsınız